12. CÜZ 4. HİZİP


12- YÛSUF SÛRESİ يوسف Aynı anda dinleyip takip edebilirsinizTIKLA
سْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ BismillahirRahmânirRahiym
إِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَأَخُوهُ أَحَبُّ إِلَىٰ أَبِينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّ أَبَانَا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
8- ) İz kalu le Yusufü ve ehuhü ehabbu ila ebiyna minna ve nahnü usbetün, inne ebana lefiy dalalin mubiyn;8- ) Hani (kardeşleri) dediler ki: “Biz kalabalık ve güçlü olduğumuz hâlde, Yusuf ve kardeşini (Bünyamin) babamız bizden daha çok seviyor! Muhakkak ki babamız açık bir yanılgıda!”
اقْتُلُوا يُوسُفَ أَوِ اطْرَحُوهُ أَرْضًا يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ أَبِيكُمْ وَتَكُونُوا مِنْ بَعْدِهِ قَوْمًا صَالِحِينَ
9-) Uktülu Yusufe evitrahuhu Ardan yahlü leküm vechü ebiyküm ve tekûnu min ba`dihi kavmen salihıyn;
9-) “Öldürün Yusuf`u yahut Onu (başka) bir yere uzaklaştırın ki babanızın sevgisi size yönelsin! Ondan sonra rahata ermiş olursunuz.”
قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ لَا تَقْتُلُوا يُوسُفَ وَأَلْقُوهُ فِي غَيَابَتِ الْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ إِنْ كُنْتُمْ فَاعِلِينَ
10-) Kale kailün minhüm lâ taktülu Yusufe ve elkuhu fiy ğayabetil cübbi yeltekıthu ba`düs seyyareti in küntüm fa`ıliyn;
10-) Bir diğeri de akıl verdi: “Bir şey yapmak istiyorsanız… Öldürmeyin Yusuf`u! Onu (derin olmayan) bir kuyuya bırakın; bir kafile onu (bulup) alsın!”

قَالُوا يَا أَبَانَا مَا لَكَ لَا تَأْمَنَّا عَلَىٰ يُوسُفَ وَإِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ
11-) Kalu ya ebana ma leke lâ te`menna alâ Yusufe ve inna lehu lenasihun;

11-) Dediler ki: “Ey babamız, biz Onun hayrını istediğimiz hâlde neden Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun!”

أَرْسِلْهُ مَعَنَا غَدًا يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
12-) Ersilhu meana ğaden yerta` ve yel`ab ve inna lehu lehafizun;
12-) “Yarın Onu bizimle beraber yolla da serbestçe gezip oynasın… Şüphesiz biz Onu koruyucularız.”
قَالَ إِنِّي لَيَحْزُنُنِي أَنْ تَذْهَبُوا بِهِ وَأَخَافُ أَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَأَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ
13-) Kale inniy le yahzununiy en tezhebu Bihi ve ehafü en ye`külehüzzi`bü ve entüm anhu ğafilun;
13-) (Yakup) dedi ki: “Onu götürmeniz beni muhakkak üzer… Siz Onunla ilgilenmezken Onu kurdun kapmasından korkarım.”
قَالُوا لَئِنْ أَكَلَهُ الذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّا إِذًا لَخَاسِرُونَ
14-) Kalu lein ekelehüzzi`bü ve nahnu usbetün inna izen lehasirun;
14-) Dediler ki: “Andolsun ki, biz kuvvetli bir grupken hâlâ Onu kurt kaparsa, gerçekten biz hüsrana uğrayanlar oluruz.”
فَلَمَّا ذَهَبُوا بِهِ وَأَجْمَعُوا أَنْ يَجْعَلُوهُ فِي غَيَابَتِ الْجُبِّ ۚ وَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِأَمْرِهِمْ هَٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
15-) Fe lemma zehebu Bihi ve ecme`u en yec`aluhu fiy ğayabetil cübbi, ve evhayna ileyhi le tünebbiennehüm Bi emrihim hazâ ve hüm lâ yeş`urun;
15-) Nihayet Onu alıp götürdüler ve Onu kuyunun dibinde bırakmaya karar verdiler… Biz de Ona: “Andolsun ki, onların seni tanımadıkları bir ortamda, yaptıklarını yüzlerine vuracaksın!” diye vahyettik.
وَجَاءُوا أَبَاهُمْ عِشَاءً يَبْكُونَ
16-) Ve cau ebahum `ışaen yebkûn;
16-) Gecenin ilk saatlerinde, ağlayarak babalarına geldiler.
قَالُوا يَا أَبَانَا إِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِنْدَ مَتَاعِنَا فَأَكَلَهُ الذِّئْبُ ۖ وَمَا أَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنَا وَلَوْ كُنَّا صَادِقِينَ
17-) Kalu ya ebana inna zehebna nestebiku ve terekna Yusufe `ınde metaına fe ekelehüzzi`bü, ve ma ente Bi mu`minin lena velev künna sadikıyn;
17-) Dediler ki: “Ey babamız! Doğrusu biz gittik, yarışıyorduk… Yusuf`u da eşyamızın yanına bırakmıştık… Onu o kurt yemiş… Her ne kadar doğruyu söylesek de, sen bize inanmazsın.”
وَجَاءُوا عَلَىٰ قَمِيصِهِ بِدَمٍ كَذِبٍ ۚ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنْفُسُكُمْ أَمْرًا ۖ فَصَبْرٌ جَمِيلٌ ۖ وَاللَّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ
18-) Ve cau alâ kamıysıhi Bidemin kezib* kale bel sevvelet leküm enfüsüküm emra* fesabrun cemiyi* vAllâhulMüsteanu alâ ma tesıfun;
18-) Üstüne yalandan sürdükleri taze kan bulunan gömlek ile geldiler… (Babaları) dedi ki: “Hayır (öyle olduğunu sanmıyorum)! Nefsleriniz sizi (kötü) bir işe yönlendirmiş! Bana güzellikle sabretmek düşer bundan sonra… Sizin anlattıklarınıza karşı sığınağım Allâh`tır!”
وَجَاءَتْ سَيَّارَةٌ فَأَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ فَأَدْلَىٰ دَلْوَهُ ۖ قَالَ يَا بُشْرَىٰ هَٰذَا غُلَامٌ ۚ وَأَسَرُّوهُ بِضَاعَةً ۚ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
19-) Ve caet seyyaretün feerselu varidehüm feedla delveh* kale ya büşra hazâ ğulam* ve eserruhu bidaaten, vAllâhu Aliymun Bi ma ya`melun;

19-) Bir kafile geldi kuyu başına ve sucuları kovasını saldı kuyuya ve görünce seslendi: “Hey müjde! Burada bir erkek çocuk var”… Onu satmak için çıkarıp sakladılar. Allâh onların yapmakta olduklarını (onların hakikati ve fiillerinin yaratanı olarak) Aliym`dir.

وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍ وَكَانُوا فِيهِ مِنَ الزَّاهِدِينَ
20-) Ve şeravhü Bi semenin bahsin derahime ma`dudetin, ve kânu fiyhi minez zahidiyn;
20-) (Sonra Mısır`da) Onu yanlarında tutmak istemedikleri için az bir pahaya, birkaç dirheme sattılar.
وَقَالَ الَّذِي اشْتَرَاهُ مِنْ مِصْرَ لِامْرَأَتِهِ أَكْرِمِي مَثْوَاهُ عَسَىٰ أَنْ يَنْفَعَنَا أَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا ۚ وَكَذَٰلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْأَرْضِ وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَأْوِيلِ الْأَحَادِيثِ ۚ وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَىٰ أَمْرِهِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
21-) Ve kalellezişterahu min mısra limraetihi ekrimiy mesvahu `asa en yenfeana ev nettehızehu veleda* ve kezâlike mekkenna li Yusufe fiyl Ard* ve linuallimehu min te`viylil ehadiys* vAllâhu ğalibün alâ emrihi ve lâkinne ekseranNasi lâ ya`lemun;
21-) Onu satın alan Mısırlı, karısına dedi ki: “Ona iyi bak… Umarım bize faydası olur, belki de Onu evlat ediniriz”… Böylece Yusuf`u oraya yerleştirdik ki, bu arada yaşamdaki olayların hakikatini OKUmasını talim edelim… Allâh hükmü yerine gelir! Fakat insanların çoğunluğu bunun farkında değildir!

وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
22-) Ve lemma beleğa eşüddehu ateynahü hükmen ve ılma* ve kezâlike neczil muhsiniyn;
22-) (Yusuf) aklını kullanacak yaşa erdiğinde, Ona hüküm ve ilim verdik. Muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız.
وَرَاوَدَتْهُ الَّتِي هُوَ فِي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِهِ وَغَلَّقَتِ الْأَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَ ۚ قَالَ مَعَاذَ اللَّهِ ۖ إِنَّهُ رَبِّي أَحْسَنَ مَثْوَايَ ۖ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ
23-) Ve ravedethülletiy huve fiy beytiha `an nefsihi ve ğallekatil ebvabe ve kalet heyte lek* kale me`azâllahi inneHU Rabbiy ahsene mesvaye, innehu lâ yüflihuz zâlimun;
23-) Yusuf`un evinde kaldığı kadın, Onun nefsaniyetinden yararlanmak istedi. Kapıları sımsıkı kapattı… “Seninim, gel” dedi… (Yusuf) karşı çıkıp: “Allâh`a sığınırım! Muhakkak ki O (kocan) efendimdir, sahip olduğum nimetleri bağışlamıştır. Muhakkak ki zâlimler kurtuluşa ermezler.”
وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهِ ۖ وَهَمَّ بِهَا لَوْلَا أَنْ رَأَىٰ بُرْهَانَ رَبِّهِ ۚ كَذَٰلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّوءَ وَالْفَحْشَاءَ ۚ إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَصِينَ
24-) Ve lekad hemmet Bihi ve hemme Biha* levla en rea burhane Rabbih* kezâlike linasrife anhüssue velfahşa`* innehu min ıbadinel muhlesıyn;
24-) Andolsun ki (o kadın) Onu arzulamıştı… Rabbinin burhanı olmasaydı (aklı, duygusuna hâkim olmasaydı Yusuf da) ona meyletmiş gitmişti! Biz böylece Ondan kötülüğü (nefsanî duyguları) ve şehveti uzak tuttuk! Çünkü O, ihlâslı kullarımızdandır.
وَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَمِيصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَأَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَى الْبَابِ ۚ قَالَتْ مَا جَزَاءُ مَنْ أَرَادَ بِأَهْلِكَ سُوءًا إِلَّا أَنْ يُسْجَنَ أَوْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
25-) Vestebekal babe ve kaddet kamısahu min dübürin ve elfeya seyyideha ledel bab* kalet ma cezaü men erade Bi ehlike suen illâ en yüscene ev azâbün eliym;
25-) (İkisi de) kapıya (yarışırcasına) koştular… (Kadın) Onun gömleğini arka tarafından boylu boyunca yırttı… Kapının (hemen) yanında, kadının kocası ile karşılaştılar… (Kadın) dedi ki: “Karına kötülük yapmak isteyenin cezası, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka nedir?”
قَالَ هِيَ رَاوَدَتْنِي عَنْ نَفْسِي ۚ وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ أَهْلِهَا إِنْ كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكَاذِبِينَ
26-) Kale hiye ravedetniy `an nefsiy ve şehide şahidün min ehliha* in kâne kamiysuhu kudde min kubulin fesadekat ve huve minel kâzibiyn;
26-) (Yusuf) dedi ki: “Nefsimden yararlanmak isteyen o idi”… Onun hane halkından biri, olayın çözümünü gösterdi: “Eğer Onun (Yusuf`un) gömleği ön tarafından yırtılmışsa, (kadın) doğru söylemiştir, O (Yusuf) yalancılardandır.”
وَإِنْ كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِقِينَ
27-) Ve in kâne kamiysuhu kudde min dübürin fekezebet ve huve mines sadikıyn;
27-) “Eğer Onun gömleği arka tarafından yırtıldı ise, (kadın) yalan söylemiştir, O (Yusuf) gerçeği söyleyendir.”
فَلَمَّا رَأَىٰ قَمِيصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قَالَ إِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّ ۖ إِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظِيمٌ
28-) Felemma rea kamiysahu kudde min dübürin kale innehu min keydikünne, inne keydekünne azıym;
28-) (Aziyz) Onun (Yusuf`un) gömleğini arkadan (yırtılmış) görünce, şöyle dedi: “Kesin, bu, siz kadınların hilelerindendir… Muhakkak ki siz kadınların
يُوسُفُ أَعْرِضْ عَنْ هَٰذَا ۚ وَاسْتَغْفِرِي لِذَنْبِكِ ۖ إِنَّكِ كُنْتِ مِنَ الْخَاطِئِينَ
29-) Yusufu a`rıd `an hazâ, vestağfiriy li zenbiki, inneki künti minel hatıiyn;
29-) “Yusuf… Yüz çevir bundan (bu olanları unut)… (Kadın!) sen de suçun için bağışlanma dile… Muhakkak ki sen büyük bir yanlış yaptın.”
وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَدِينَةِ امْرَأَتُ الْعَزِيزِ تُرَاوِدُ فَتَاهَا عَنْ نَفْسِهِ ۖ قَدْ شَغَفَهَا حُبًّا ۖ إِنَّا لَنَرَاهَا فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
30-) Ve kale nisvetün fiyl medinetimraetül aziyzi türavidü fetaha an nefsih* kad şeğefeha hubba* inna leneraha fiy dalalin mubiyn;30-) O şehirdeki kadınlar arasında yayıldı: “Aziyz`in karısı hizmetlisini ayartmak istemiş! Yusuf`un muhabbeti kalbinin içine işlemiş! Apaçık sapıklık içinde görüyoruz onu!”
فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ أَرْسَلَتْ إِلَيْهِنَّ وَأَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَأً وَآتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكِّينًا وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ ۖ فَلَمَّا رَأَيْنَهُ أَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلَّهِ مَا هَٰذَا بَشَرًا إِنْ هَٰذَا إِلَّا مَلَكٌ كَرِيمٌ
31-) Felemma semiat Bi mekrihinne erselet ileyhinne ve a`tedet lehünne müttekeen ve atet külle vahıdetin minhünne sikkiynen ve kaletıhruc aleyhinne, felemma raeynehu ekbernehu ve katta`ne eydiyehünne ve kulne haşe Lillâhi ma hazâ beşera* in hazâ illâ melekün keriym;
31-) (Aziyz`in karısı) onların arkasından konuşmalarını duyunca, onlara haber ulaştırıp davet verdi… Onlar için keyifle oturacakları mükellef bir sofra hazırlattı. Onlardan her birine de bir bıçak verdi sonra (Yusuf`a): “Karşılarına çık (görün)!” dedi… (Şehirli kadınlar) Onu görünce, gözlerinde (yakışıklılığını) çok büyüttüler, şaşkınlıkla (ellerindeki yerine) kendi ellerini kestiler… Dediler ki: “Hâşâ! Allâh hakkı için, bu bir beşer değil; bu ancak güzel bir melektir.”
قَالَتْ فَذَٰلِكُنَّ الَّذِي لُمْتُنَّنِي فِيهِ ۖ وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِهِ فَاسْتَعْصَمَ ۖ وَلَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ مَا آمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُونًا مِنَ الصَّاغِرِينَ
32-) Kalet fe zâlikünnelleziy lümtünneniy fiyh* ve lekad ravedtühu an nefsihi festa`sam* ve lein lem yef`al ma amüruhu leyüscenenne ve leyekûnen mines sağıriyn;
32-) (Aziyz`in karısı) dedi ki: “Kendisi yüzünden beni hor görüp yerdiğiniz işte bu! Andolsun ki Onu ayartmak istedim de, O, temiz kalmak istedi (sakındı)! Yemin ederim, eğer Ona emrettiğimi yapmazsa kesinlikle zindana atılacak ve aşağılanmışlar arasında olacak.”
قَالَ رَبِّ السِّجْنُ أَحَبُّ إِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَنِي إِلَيْهِ ۖ وَإِلَّا تَصْرِفْ عَنِّي كَيْدَهُنَّ أَصْبُ إِلَيْهِنَّ وَأَكُنْ مِنَ الْجَاهِلِينَ
33-) Kale Rabbissicnü ehabbu ileyye mimma yed`uneniy ileyh* ve illâ tasrif anniy keydehünne asbü ileyhinne ve ekün minel cahiliyn;
33-) (Yusuf) dedi ki: “Rabbim… Zindan, beni davet ettikleri şeyden daha sevimlidir bana… Eğer sen onların oyunlarından beni korumazsan, onlara meyleder ve cahillerden olurum.”
فَاسْتَجَابَ لَهُ رَبُّهُ فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّ ۚ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
34-) Festecabe lehu Rabbuhu fesarefe anhü keydehünne, inneHU HUves Semiy`ul Aliym;
34-) (Yusuf`un) Rabbi Onun duasına icabet etti de onların oyunlarını Ondan defetti! Muhakkak ki O, Semi`dir, Aliym`dir.
ثُمَّ بَدَا لَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا رَأَوُا الْآيَاتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتَّىٰ حِينٍ
35-) Sümme beda lehüm min ba`di ma raevül âyâti le yescününnehu hatta hıyn;
35-) Sonra, (bunca) delilleri görmelerine rağmen, Onu belli bir süre için zindana koymaya karar verdiler.
وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِ ۖ قَالَ أَحَدُهُمَا إِنِّي أَرَانِي أَعْصِرُ خَمْرًا ۖ وَقَالَ الْآخَرُ إِنِّي أَرَانِي أَحْمِلُ فَوْقَ رَأْسِي خُبْزًا تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُ ۖ نَبِّئْنَا بِتَأْوِيلِهِ ۖ إِنَّا نَرَاكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ
36-) Ve dehale meahüssicne feteyan* kale ehadühüma inniy eraniy a`sıru hamra* ve kalel aharu inniy eraniy ahmilü fevka ra`siy hubzen te`külüt tayru minh* nebbi`na Bi te`viylih* inna nerake minel muhsiniyn;
36-) Zindana Onunla (Yusuf ile) beraber iki de delikanlı konmuştu… Onlardan biri dedi ki: “(Rüyamda) gördüm ki, şarap yapmak için üzüm sıkıyordum”… Öbürü de dedi ki: “Ben de (rüyamda) gördüm ki, başımın üstünde ekmek taşıyorum, kuşlar da ondan yiyor”… “Bunların işaret ettiği hakikatleri bize haber ver… Doğrusu biz seni muhsinlerden görüyoruz.”
قَالَ لَا يَأْتِيكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِهِ إِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْوِيلِهِ قَبْلَ أَنْ يَأْتِيَكُمَا ۚ ذَٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِي رَبِّي ۚ إِنِّي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَهُمْ بِالْآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ
37-) Kale lâ ye`tiyküma taamün türzekanihi illâ nebbe`tüküma Bi te`viylihi kable en ye`tiyeküma* zâliküma mimma alemeniy Rabbiy* inniy terektü millete kavmin lâ yu`minune Billâhi ve hüm Bil ahireti hüm kafirun;
37-) (Yusuf) dedi ki: “Yemek vakti gelip rızkınız olan size verildiğinde onu yemeden evvel rüyalarınızın tevilini haber veririm… Bu Rabbimin bana bildirdiklerindendir… Ben o yüzden bir halkın din anlayışını terk ettim ki, onlar, (Esmâ`sıyla) âlemlerin hakikati olan Allâh`a iman etmiyor ve kendilerinin sonsuza dek yaşayacakları gerçeğini inkâr ediyorlardı.”
وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ آبَائِي إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ ۚ مَا كَانَ لَنَا أَنْ نُشْرِكَ بِاللَّهِ مِنْ شَيْءٍ ۚ ذَٰلِكَ مِنْ فَضْلِ اللَّهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
38-) Vetteba`tü millete abaiy İbrahiyme ve İshaka ve Ya`kub* ma kâne lena en nüşrike Billâhi min şey`* zâlike min fadlillâhi aleyna ve alenNasi ve lâkinne ekseranNasi lâ yeşkürun;
38-) “Ben, atalarım İbrahim, İshak ve Yakup`un milletine (tevhid dinine) tâbi oldum… Allâh`a herhangi bir şeyi (nefsim dâhil) ortak koşmamız bizim için olacak şey değildir! Bu hem bizim üzerimize ve hem de insanlar üzerine Allâh`ın fazlındandır. Fakat insanların çoğunluğu (bu hakikati değerlendirip) şükretmezler.”
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
39-) Ya sahıbeyissicni e erbabün müteferrikune hayrun emillâhul Vâhıd`ül Kahhâr;
39-) (Yusuf dedi): “Ey zindan arkadaşlarım… Birbirinden farklı özelliği olan rabler mi daha hayırlı, yoksa Vâhid`ül Kahhâr (TEK ve her şey hükmü altında) olan Allâh mı?”
مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِهِ إِلَّا أَسْمَاءً سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ ۚ إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ ۚ أَمَرَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ ۚ ذَٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
40-) Ma ta`budune min dûniHİ illâ Esmâen semmeytümuha entüm ve abaüküm ma enzelAllâhu Biha min sültan* inil hükmü illâ Lillâh* emera ella ta`budu illâ iyyaHU, zâlikedDiynül kayyimü ve lâkinne ekseranNasi lâ ya`lemun;
40-) “Onun dûnunda olan tapındıklarınız, sadece isim olarak var ki (yani o isimlerin müsemması olarak hiçbir varlıkları yoktur), o isimleri de siz ve atalarınız oluşturdunuz; onların varlıkları hakkında Allâh`tan gelmiş bir delil yoktur. Hüküm ancak ve yalnız Allâh`ındır! Hükmetmiştir, sadece kendisine kulluk edilmesini! İşte geçerli Din (anlayışı) budur… Fakat insanların çoğu bu gerçeğin farkında değildir!”
يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَمَّا أَحَدُكُمَا فَيَسْقِي رَبَّهُ خَمْرًا ۖ وَأَمَّا الْآخَرُ فَيُصْلَبُ فَتَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْ رَأْسِهِ ۚ قُضِيَ الْأَمْرُ الَّذِي فِيهِ تَسْتَفْتِيَانِ
41-) Ya sahıbeyissicni emma ehadüküma feyeskıy Rabbehu hamra* ve emmel aharu feyuslebü fete`külüt tayru min re`sih* kudıyel emrulleziy fiyhi testeftiyan;
41-) “Ey zindan arkadaşlarım… İkinizden biri (zindandan kurtulup) Rabbine şarap sunacak! Diğerine gelince, asılacak da başından kuşlar yiyecek! Hakkında açıklama istediğiniz iş böyle hükmedilmiştir.”
وَقَالَ لِلَّذِي ظَنَّ أَنَّهُ نَاجٍ مِنْهُمَا اذْكُرْنِي عِنْدَ رَبِّكَ فَأَنْسَاهُ الشَّيْطَانُ ذِكْرَ رَبِّهِ فَلَبِثَ فِي السِّجْنِ بِضْعَ سِنِينَ
42-) Ve kale lilleziy zanne ennehu nacin minhümezkürniy `ınde Rabbik* feensahuş şeytanü zikre Rabbihi felebise fiyssicni bid`a siniyn;
42-) (Yusuf) bu ikisinden, kurtulacağını zannettiği kimseye dedi ki: “Efendinin katında beni hatırla (ve hatırlat)!”… Ne var ki, şeytan, efendisinin yanında Yusuf`u hatırına getirmeyi unutturdu da, nice yıllar zindanda kaldı.
وَقَالَ الْمَلِكُ إِنِّي أَرَىٰ سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعَ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَاتٍ ۖ يَا أَيُّهَا الْمَلَأُ أَفْتُونِي فِي رُؤْيَايَ إِنْ كُنْتُمْ لِلرُّؤْيَا تَعْبُرُونَ
43-) Ve kalel melikü inniy era seb`a bekaratin simanin ye`külühünne seb`un ıcafün ve seb`a sünbülatin hudrin ve uhara yabisat* ya eyyühel meleü eftuniy fiy ru`yaye in küntüm lirru`ya ta`bürun;
43-) Melik dedi ki: “Muhakkak ki ben (rüyada) yedi semiz inek gördüm ki, onları yedi zayıf inek yiyordu. Bir de yedi yeşil başak ile bir o kadarı kuru olan diğerlerini gördüm… Ey efendiler! Eğer rüya yorumlayabiliyorsanız, rüyam hakkında bana yoruma dayalı hükmünüzü verin.”
قَالُوا أَضْغَاثُ أَحْلَامٍ ۖ وَمَا نَحْنُ بِتَأْوِيلِ الْأَحْلَامِ بِعَالِمِينَ
44-) Kalu adğasü ahlam* ve ma nahnü Bi te`viylil ahlami Bi alimiyn;
44-) Dediler ki: “Bir yığın hayalî kurgu bunlar… Biz, rüyaların tevili konusunda bilgili de değiliz üstelik!”
وَقَالَ الَّذِي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ أُمَّةٍ أَنَا أُنَبِّئُكُمْ بِتَأْوِيلِهِ فَأَرْسِلُونِ
45-) Ve kalelleziy neca minhüma veddekera ba`de ümmetin ene ünebbiüküm Bi te`viylihi feersilun;
45-) O ikisinden (Yusuf`un zindan arkadaşlarından) kurtulmuş olan, daha sonra hatırladı da dedi ki: “Ben size bunun tevilini haber vereyim… Hemen beni (zindana) ulaştırın!”
يُوسُفُ أَيُّهَا الصِّدِّيقُ أَفْتِنَا فِي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنْبُلَاتٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَاتٍ لَعَلِّي أَرْجِعُ إِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ
46-) Yusufu eyyühes sıddiyku eftina fiy seb`ı bekaratin simanin ye`külününne seb`un ıcafün ve seb`ı sünbülatin hudrin ve uhara yabisatin, lealliy erci`u ilenNasi leallehüm ya`lemun;
46-) “Ey Yusuf! Ey Sıddık! Yedi semiz inek ile onları yiyen yedi zayıf inek ve bir de yedi yeşil başak ile bir o kadarı kuru (yedi başak) hakkında bize fetva ver (sembollerinin hükmünü açıkla)… Umarım ki (işin hakikatiyle) insanlara dönerim de; belki onlar da (değerini) bilirler.”
قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِنِينَ دَأَبًا فَمَا حَصَدْتُمْ فَذَرُوهُ فِي سُنْبُلِهِ إِلَّا قَلِيلًا مِمَّا تَأْكُلُونَ
47-) Kale tezreune seb`a siniyne deeba* fema hasadtüm fezeruhu fiy sünbülihi illâ kaliylen mimma te`külun;47-) (Yusuf) dedi ki: “Yedi sene âdetiniz üzere ziraat yapın (ekersiniz)… Hasat ettiklerinizi de başağında bırakın… Yiyeceğiniz az (bir miktar) hariç.”
ثُمَّ يَأْتِي مِنْ بَعْدِ ذَٰلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ إِلَّا قَلِيلًا مِمَّا تُحْصِنُونَ
48-) Sümme ye`tiy min ba`di zâlike seb`un şidadün ye`külne ma kaddemtüm lehünne illâ kaliylen mimma tuhsınun;48-) “Sonra bunun ardından yedi şiddetli – kurak yıl gelir… O seneler, önceden biriktirdiklerinizi yerler… Sakladığınız az (bir miktar) hariç.”
ثُمَّ يَأْتِي مِنْ بَعْدِ ذَٰلِكَ عَامٌ فِيهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَفِيهِ يَعْصِرُونَ
49-) Sümme ye`tiy min ba`di zâlike amün fiyhi yüğasün Nasu ve fiyhi ya`sırun;
49-) “Sonra bunun ardından bir yıl gelir ki, onda insanlar bol yağmura kavuşturulur ve onda (bollukla) sıkıp sağacaklar (süt sağmak, meyve – üzüm suyu sıkmak).”
وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ ۖ فَلَمَّا جَاءَهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ إِلَىٰ رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ اللَّاتِي قَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ ۚ إِنَّ رَبِّي بِكَيْدِهِنَّ عَلِيمٌ
50-) Ve kalel melikü`tuniy Bih* felemma caehür Rasûlü kalercı` ila Rabbike fes`elhü ma balünnisvetillâtiy katta`ne eydiyehünne, inne Rabbi Bi keydihinne Aliym;
50-) Melik dedi ki: “Onu (Yusuf`u) bana getirin!”… Ne zaman ki Ona (Yusuf`a) rasûl (elçi) geldi, (Yusuf o rasûle): “Rabbine (efendine) dön… Ona, `Ellerini kesen kadınların hâli ne idi?` diye sor… Muhakkak ki Rabbim, onların tuzaklarını Aliym`dir.”
قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ إِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِهِ ۚ قُلْنَ حَاشَ لِلَّهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُوءٍ ۚ قَالَتِ امْرَأَتُ الْعَزِيزِ الْآنَ حَصْحَصَ الْحَقُّ أَنَا رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِهِ وَإِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ
51-) Kale ma hatbükünne iz ravedtünne Yusufe `an nefsih* kulne haşe Lillâhi ma alimna aleyhi min suin, kaletimraetül aziyzil`ANe hashasal hakk* ene ravedtühu `an nefsihi ve innehu lemines sadikıyn;
51-) (Melik, kadınlara) dedi ki: “Yusuf`u ayartmak istediğinizde ne yaptı?”… “Hâşâ! Allâh için, Onun bir kötü davranışına şahit olmadık” dediler. Aziyz`in karısı ise: “Şimdi Hak ortaya çıktı! Ben Onu ayartmak istedim… Muhakkak ki O (Yusuf) doğru sözlüydü!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir