8. CÜZ 3. HİZİP


07- A`RAF SÛRESİ الأعرافAynı anda dinleyip takip edebilirsinizTIKLA
سْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ BismillahirRahmânirRahiym
وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِدِينَ
11-) Ve lekad hâlâknaküm sümme savvernaküm sümme kulna lil melaiketiscüdu liAdeme, fesecedu illâ ibliys* lem yekün mines sacidiyn;
11-) Gerçek ki, sizi yarattık… Sonra sizi şekillendirdik… Sonra meleklere “Secde edin Âdem`e” dedik… İblis hariç secde ettiler; o secde edenlerden olmadı.
قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلَّا تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ ۖ قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِنْهُ خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ
12-) Kale ma mene`ake ella tescüde iz emertük* kale ene hayrun minhu, halakteniy min narin ve hâlâktehu min tıyn;
12-) Buyurdu: “Sana emrettiğimde seni secde etmekten engelleyen neydi?”… “Ben daha hayırlıyım Ondan; beni Nâr`dan (ateşten – radyasyon – bir tür dalga boyu yapı; {dikkat edile ki burada kullanılan `nâr` kelimesi, cehennemdekileri yakacağı belirtilen `nâr` kelimesiyle aynı anlamdadır. Bunun anlamı iyi düşünülmeli! A.H.}) yarattın, Onu tıynden (maddeden) yarattın” dedi.
قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ أَنْ تَتَكَبَّرَ فِيهَا فَاخْرُجْ إِنَّكَ مِنَ الصَّاغِرِينَ
13-) Kale fehbıt minha fema yekûnü leke en tetekebbera fiyha fahruc inneke mines sağıriyn;
13-) Buyurdu: “İn makamından!.. Bir başkasına büyüklük taslama makamı değildir bulunduğun makam! Çık! Muhakkak ki sen (böyle düşünmekle) kendini küçülttün!”
قَالَ أَنْظِرْنِي إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
14-) Kale enzırniy ila yevmi yüb`asûn;
14-) “(İnsanların ölüm sonrasında) Bâ`s olacakları güne kadar bana mühlet ver” dedi.
قَالَ إِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ
15-) Kale inneke minel münzariyn;
15-) Buyurdu: “Muhakkak ki sen mühlet verilmişlerdensin.”
قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ
16-) Kale feBima ağveyteniy leak`udenne lehüm sıratakel müstekıym;
16-) “Yemin ederim ki, (yudillü men yeşau = dilediğine sapmayı yaşattırır; realitesince) beni sapıttırmanın sonucu olarak, onlara engel olmak için senin sırat-ı müstakimine oturacağım!”
ثُمَّ لَآتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَائِلِهِمْ ۖ وَلَا تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ
17-) Sümme leatiyennehüm min beyni eydiyhim ve min halfihim ve an eymanihim ve an şemailihim* ve lâ tecidü ekserehüm şakiriyn;
17-) “Sonra andolsun ki, onlara önlerinden (hırslarını tahrik ederek – benliklerini yücelterek hakikati inkâra sürükleyerek), arkalarından (gizli şirke yönelterek – saptırıcı fikirlerle), sağlarından (senden alıkoyacak hayırları ilham ederek) ve sollarından (kötülükleri güzel – süslü göstererek) geleceğim… Onların çoğunluğunu, verdiklerini değerlendiren olarak bulamayacaksın!”
قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْءُومًا مَدْحُورًا ۖ لَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنْكُمْ أَجْمَعِينَ
18-) Kalahruc minha mez`umen medhura* lemen tebiake minhüm leemleenne cehenneme minküm ecme`ıyn;
18-) Buyurdu: “Çık makamından; aşağılanmış ve (hakikatini yaşamaktan) uzaklaştırılmış olarak!.. Andolsun ki, onlardan kim sana tâbi olursa, kesinlikle bilin ki cehennemi topunuzla dolduracağım.”
وَيَا آدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلَا مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَٰذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ
19-) Ve Ya Ademüskün ente ve zevcükel cennete feküla min haysü şi`tüma ve lâ takreba hazihiş şecerete feteküna minez zalimiyn;
19-) “Ey Âdem! Sen ve eşin cenneti yaşam ortamı edinin… İkiniz de istediğiniz yerden yiyin… (Ancak) şu ağaca (bedene – kendini beden kabullenmenin getirişine) yaklaşmayın… Nefsine zulmedenlerden olursunuz.”
فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِنْ سَوْآتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَاكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَٰذِهِ الشَّجَرَةِ إِلَّا أَنْ تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ
20-) Fe vesvese lehümeş şeytanu liyübdiye lehüma ma vuriye anhüma min sev`atihima ve kale ma nehaküma Rabbüküma an hazihiş şecereti illâ en teküna melekeyni ev teküna minel halidiyn;
20-) Derken şeytan, bedenselliklerini fark ettirmek için onlara vesvese verdi… Dedi ki: “Rabbinizin sizi şu ağaçtan (bedenselliğinizi yaşamaktan) yasaklamasının sebebi sizin iki melek olarak (kuvveler boyutunda) sonsuz yaşamamanız içindir!”
وَقَاسَمَهُمَا إِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ
21-) Ve kasemehüma inniy leküma le minen nasıhıyn;
21-) Ve onlara: “Kesinlikle ben sizin hayrınızı isteyenlerdenim” diye de yemin etti.
فَدَلَّاهُمَا بِغُرُورٍ ۚ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْآتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِ ۖ وَنَادَاهُمَا رَبُّهُمَا أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَنْ تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَأَقُلْ لَكُمَا إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُبِينٌ
22-) Fedellahüma Biğurur* felemma zâkaş şecerete bedet lehüma sev`atühüma ve tafika yahsifani aleyhima min varakıl cenneti, ve nadahüma Rabbühüma elem enheküma an tilkümeş şecereti ve ekul leküma inneş şeytane leküma adüvvün mubiyn;
22-) Böylece onları (vehimlendirerek – kendilerini beden yapı olarak kabul ettirerek) aldattı (beden-selliği fark ettirdi)… O ikisi, o malûm ağaçtan, (seks – üreme sisteminden) tadınca, bedenselliklerini hisseder oldular! Cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar (nefslerindeki çeşitli Esmâ kuvveleri ile bedensellik hissini örtmeye çalıştılar)… Rableri onlara nida etti: “Ben size şu ağacı (bedenselliği yaşamayı) yasaklamadım mı; ben size demedim mi, kesinlikle şeytan sizin için apaçık düşmandır?”
قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
23-) Kala Rabbena zalemna enfüsena ve in lem tağfir lena ve terhamna lenekûnenne minel hasiriyn;
23-) Dediler ki: “Rabbimiz! Nefsimize zulmettik… Eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmet etmez isen, biz kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz.”
قَالَ اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ ۖ وَلَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَىٰ حِينٍ
24-) Kalehbitu ba`duküm li ba`din adüvv* ve leküm fiyl Ardı müstekarrun ve meta`un ila hıyn;
24-) Buyurdu: “Birbirinize (bilinç – beden ikilisi) düşman olarak (kuvveler boyutunda yaşamaktan beden boyutunun şartlarını yaşamaya) inin! Sizin için arzda (beden boyutunda – yeryüzünde) belli bir yaşam süreci ve belli bir süre, nasibinizdekileri almak söz konusudur.”
قَالَ فِيهَا تَحْيَوْنَ وَفِيهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ
25-) Kale fiyha tahyevne ve fiyha temutune ve minha tuhrecun;
25-) “Orada yaşayıp, orada öleceksiniz ve ondan (bedenden) çıkarılacaksınız” dedi.
يَا بَنِي آدَمَ قَدْ أَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْآتِكُمْ وَرِيشًا ۖ وَلِبَاسُ التَّقْوَىٰ ذَٰلِكَ خَيْرٌ ۚ ذَٰلِكَ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
26-) Ya Beniy Ademe kad enzelna aleyküm libasen yüvariy sev`atiküm ve riyşa* ve libasüt takva zâlike hayr* zâlike min âyâtillâhi leallehüm yezzekkerun;
26-) Ey Âdemoğulları… Hakikaten size bedenselliğinizi örtecek giysi (hakikat bilgisi) ve süs-zinet olan giysi (fazlından gelen ikramlar) İNZÂL ettik… Korunma libası elbette en hayırlısıdır… İşte bu Allâh işaretlerindendir ki; belki düşünüp ders çıkarırlar.
يَا بَنِي آدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا أَخْرَجَ أَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْآتِهِمَا ۗ إِنَّهُ يَرَاكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْ ۗ إِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاءَ لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ
27-) Ya Beniy Ademe lâ yeftinennekümüş şeytanu kema ahrece ebeveyküm minel cenneti yenzi`u anhüma libasehüma li yüriyehüma sev`atihima* innehu yeraküm huve ve kabiylühu min haysü lâ teravnehüm* inna ce`alneş şeyatıyne evliyâe lilleziyne lâ yu`minun;
27-) Ey Âdemoğulları! Şeytan (bedeniniz), sizin ceddinizi, bedenselliği kendilerine göstermek suretiyle libaslarını (melekî kuvvelerini) onlardan soyarak cennet yaşamından çıkardığı gibi, sizi de fitneye düşürmesin! Çünkü o ve onun işlevini paylaşanlar, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler… Biz, şeytanları (şaşırtıp saptırıcı kuvveleri – beş duyuya dayanan kabulleri), iman etmeyenler için velîler kıldık.
وَإِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً قَالُوا وَجَدْنَا عَلَيْهَا آبَاءَنَا وَاللَّهُ أَمَرَنَا بِهَا ۗ قُلْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاءِ ۖ أَتَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
28-) Ve izâ fealu fahışeten kalu vecedna aleyha abaena vAllâhu emerena Biha* kul innAllâhe lâ ye`muru Bil fahşa`* etekulune alAllâhi ma lâ ta`lemun;
28-) Ne zaman fahişet (şirk veya hakikati inkâra yol açan bir fiil veya düşünce) ortaya koysalar: “Babalarımızı da bu hâl üzere bulduk ve Allâh bunu emretti bize” dediler… De ki: “Kesinlikle Allâh fahşayı (ihtiva edenleri) emretmez! Bilgisine sahip olmadığınız şeyleri Allâh`a mı atfediyorsunuz?”
قُلْ أَمَرَ رَبِّي بِالْقِسْطِ ۖ وَأَقِيمُوا وُجُوهَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ ۚ كَمَا بَدَأَكُمْ تَعُودُونَ
29-) Kul emera Rabbiy Bil kıst* ve ekıymu vücuheküm `ınde külli mescidin ved`ûhu muhlisıyne lehüddiyn* kema bedeeküm te`udun;
29-) De ki: “Rabbim her şeyin hakkını vererek yaşamayı emretti… Her mescidde vechlerinizi ikame edin (tam teslim olmuşluğun sonucu olarak benliğinizin ortadan kalkışını yaşayın) ve Din anlayışınızı sadece O`na has kılarak O`na dua edin… Başlangıcınızdaki gibi (cennette Âdem`in yaratılışı üzere) O`na döneceksiniz!”
فَرِيقًا هَدَىٰ وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُ ۗ إِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ
30-) Feriykan heda ve feriykan hakka alyahimüd dalaletü, innehümüt tehazüş şeyatıyne evliyâe min dunillâhi ve yahsebune ennehüm mühtedun;
30-) Bir kısmınıza hidâyet etti, bir kısmınız üzerine de dalâlet hak oldu! Muhakkak ki onlar (dalâlet hak olanlar), Allâh`ı bırakıp şeytanları (saptıranları) dostlar edindiler… Sanıyorlar ki kendileri hidâyet üzeredirler!
يَا بَنِي آدَمَ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا ۚ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ
31-) Ya Beniy Ademe huzû ziyneteküm `ınde külli mescidin ve külu veşrebu ve lâ tüsrifu* inneHU lâ yuhıbbul müsrifiyn;
31-) Ey Âdemoğulları her secde mahallinde zinetinizi giyin… Yiyin, için (bunları değerlendirin), israf etmeyin (gereksiz şekilde kullanmayın)… Çünkü O, israf edenleri (elindeki nimetleri gereksiz yere kullananları) sevmez!

قُلْ مَنْ حَرَّمَ زِينَةَ اللَّهِ الَّتِي أَخْرَجَ لِعِبَادِهِ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ ۚ قُلْ هِيَ لِلَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ ۗ كَذَٰلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
32-) Kul men harrame ziynetellahilletiy ahrece li ıbadiHİ vettayyibati miner rızk* kul hiye lilleziyne amenû fiyl hayatid dünya halisaten yevmel kıyameti, kezâlike nufassılul âyâti li kavmin ya`lemun;
32-) De ki: “Kim Allâh`ın, kulları için çıkarmış olduğu güzelliklerini ve rızkın temiz – pak olanını haram etti?”… De ki: “Onlar, dünya hayatında iman edenlere helaldir; kıyamet gününde ise yalnızca onlara ait olacaktır.” Kavrayabilecekler için işaretlerimizi işte böyle tafsil ediyoruz.
قُلْ إِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالْإِثْمَ وَالْبَغْيَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَأَنْ تُشْرِكُوا بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا وَأَنْ تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
33-) Kul innema harrame Rabbiyel fevahışe ma zahera minha ve ma betane vel isme vel bağye Bi ğayril hakkı ve en tüşriku Billâhi ma lem yünezzil Bihi sültanen ve en tekulu alAllâhi ma lâ ta`lemun;
33-) De ki: “Gerçek şu ki, Rabbim sadece şunları haram kılmıştır: Fuhşiyatın açık ve gizli olanını; ismi (Allâh indînde suç olanları); bağyi (başkalarındaki güzelliklere göz dikip ele geçirme hırsını); ortak koşmanız için, hakkında hiçbir delil olmayan şeyi şirk koşmanızı ve Allâh üzerine bilmediğiniz şeyleri konuşmanızı.”
وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ ۖ فَإِذَا جَاءَ أَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً ۖ وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
34-) Ve li külli ümmetin ecel* feizâ cae ecelühüm lâ yeste`hırune saaten ve lâ yestakdimun;
34-) Her topluluğun takdir edilmiş bir ömrü vardır… Onların ömrünün sonu geldiğinde, ne bir an ertelenebilir, ne de öne alabilirler.
يَا بَنِي آدَمَ إِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي ۙ فَمَنِ اتَّقَىٰ وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
35-) Ya Beniy Ademe imma ye`tiyenneküm Rusulün minküm yekussune aleyküm ayatİY, femenitteka ve asleha fela havfün aleyhim ve lahüm yahzenun;
35-) Ey Âdemoğulları… Aranızdan, işaretlerimi size anlatıp açıklayan Rasûller geldiğinde, kimler korunur ve kendini düzeltirse, onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmazlar.
وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا أُولَٰئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ ۖ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
36-) Velleziyne kezzebu Bi âyâtina vestekberu anha ülaike ashabün nar* hüm fiyha halidun;
36-) (Esmâ özelliklerinin açığa çıkışı olan) işaretlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı benlik taslayıp büyüklenenler (var ya), işte onlar Nâr (ateş – dalga boyu yapı – radyasyon) ehlidirler! Onlar orada sonsuza dek kalıcılardır.
فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَىٰ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ ۚ أُولَٰئِكَ يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِ ۖ حَتَّىٰ إِذَا جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُوا أَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ ۖ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا وَشَهِدُوا عَلَىٰ أَنْفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرِينَ
37-) Femen azlemü mimmeniftera alAllâhi keziben ev kezzebe Bi âyâtiHİ, ülaike yenalühüm nasıybuhüm minel Kitab* hatta izâ caethüm Rusulüna yeteveffevnehüm kalu eyne ma küntüm ted`une min dunillâh* kalu dallu anna ve şehidu alâ enfüsihim ennehüm kânu kafiriyn;
37-) Allâh üzerine yalan uydurandan yahut O`nun işaretlerindeki varlığını yalanlayandan daha zâlim kimdir? İşte onlara Kitaptan (nâzil olan bilgideki) nasipleri ulaşır… Nihayet onları vefat ettirmek için Rasûllerimiz kendilerine geldiği vakit: “Allâh dûnunda yönelip var sandıklarınız nerede?” derler… “Bizden kaybolup gittiler” derler ve hakikat bilgisini inkâr hâlinde olduklarına kendi aleyhlerine şahitlik ederler.
قَالَ ادْخُلُوا فِي أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ فِي النَّارِ ۖ كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌ لَعَنَتْ أُخْتَهَا ۖ حَتَّىٰ إِذَا ادَّارَكُوا فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ أُخْرَاهُمْ لِأُولَاهُمْ رَبَّنَا هَٰؤُلَاءِ أَضَلُّونَا فَآتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِ ۖ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلَٰكِنْ لَا تَعْلَمُونَ
38-) Kaledhulu fiy ümemin kad halet min kabliküm minel cinni vel`insi fiyn nar* küllema dehalet ümmetün leanet uhteha* hatta ized dareku fiyha cemiy`an kalet uhrahüm li ûlahüm Rabbena haülai edalluna featihim azâben dı`fen minen nar* kale li küllin dı`fün ve lâkin lâ ta`lemun;
38-) Buyurdu: “Sizden önce geçmiş cinnden ve insten topluluklar arasında, Nâr`a (ateşe -radyasyona – yakıcı dalga boyu ortamına) dâhil olun”… Her topluluk dâhil oldukça, inancını paylaştığı yakınına lânet eder! Nihayet hepsi orada bir araya gelip birikince, sonrakiler öncekileri için: “Rabbimiz… İşte bunlar bizi saptırdılar… Onlara Nâr`dan (ateş – radyasyon) iki kat azap ver” derler… Buyurdu: “Hepsi için iki katı vardır, fakat bilmiyorsunuz.”
وَقَالَتْ أُولَاهُمْ لِأُخْرَاهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ
39-) Ve kalet ulahüm li uhrahüm fema kâne leküm aleyna min fadlin fezûkul azâbe Bi ma küntüm teksibun;
39-) Öncekiler de sonrakilere: “Sizin bize bir üstünlüğünüz yok… Uygulamalarınızın getirisi olarak yaşayın azabı!” derler.

إِنَّ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّىٰ يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّ الْخِيَاطِ ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِمِينَ
40-) İnnelleziyne kezzebu Bi âyâtina vestekberu anha lâ tüfettehu lehüm ebvabüs Semai ve lâ yedhulunel cennete hatta yelicel cemelü fiy semmilhıyat* ve kezâlike neczil mücrimiyn;
40-) İşaretlerimizi yalanlayıp, onlara karşı büyüklenenler (var ya muhakkak ki) onlara semâ kapıları (hakikati müşahede boyutu) açılmaz ve halat iğne deliğinden geçinceye kadar (ki bu da olanaksızdır!) (onlar) cennete (varlıklarındaki Esmâ kuvvelerini yaşama şartlarına) dâhil olamazlar… Mücrimleri böyle cezalandırırız!
لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَوَاشٍ ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ
41-) Lehüm min cehenneme mihadün ve min fevkıhim ğavaş* ve kezâlike necziyz zalimiyn;
41-) Onlara cehennemden bir döşek ve fevklerinden (bilinçlerinde) gavaş (perdeler, kılıflar) vardır… Zâlimleri böyle cezalandırırız.
وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا أُولَٰئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ ۖ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
42-) Velleziyne amenû ve amilus salihati lâ nükellifü nefsen illâ vüs`aha* ülaike ashabül cenneti, hüm fiyha halidun;42-) İman edip imanının gereği fiiller ortaya koyanlara gelince… Ki biz, hiçbir nefsi, kapasitesinin üstündeki ile mükellef kılmayız; işte onlar cennet ehlidirler… Onlar orada ebedî kalıcılardır.
وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمُ الْأَنْهَارُ ۖ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي هَدَانَا لِهَٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَا أَنْ هَدَانَا اللَّهُ ۖ لَقَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ ۖ وَنُودُوا أَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
43-) Ve neza`na ma fiy sudurihim min ğıllin tecriy min tahtihimül enhar* ve kalül hamdü Lillâhilleziy hedana lihaza ve ma künna li nehtediye levla en hedanAllâhu, lekad caet Rusulü Rabbina Bil Hakk* ve nudu en tilkümül cennetü uristümuha Bi ma küntüm ta`melun;
43-) Onların (cennet ashabının) içlerinde kin, sevgisizlik ne varsa söküp attık… Onların altlarından nehirler akar… “Bizi buna hidâyet eden Allâh`a aittir, HAMD! Eğer Allâh bize hidâyet etmeseydi, biz buna ulaşamazdık… Andolsun ki, Rabbimizin Rasûlleri Hak olarak gelmiştir” derler… “İşte yaptığınız çalışmalar sebebiyle mirasçı kılındığınız cennet!” diye (onlara) nida edilir.
وَنَادَىٰ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابَ النَّارِ أَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا ۖ قَالُوا نَعَمْ ۚ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ أَنْ لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ
44-) Ve nada ashabül cenneti ashaben nari en kad vecedna ma veadena Rabbüna hakkan fehel vecedtüm ma veade Rabbüküm hakka* kalu ne`am* feezzene müezzinün beynehüm en lâ`netullahi alez zalimiyn;
44-) Cennet halkı Nâr (ateş – radyasyon) ehline: “Rabbimizin bize söz verdiklerini hakkıyla bulduk… Rabbinizin söz verdiklerini hakkıyla buldunuz mu?” diye nida ettiler… Onlar da: “Evet” dediler… (Derken) aralarından bir seslenen: “Allâh lâneti zâlimler üzerinedir” diye ilan eder.
الَّذِينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُمْ بِالْآخِرَةِ كَافِرُونَ
45-) Elleziyne yesuddune an sebiylillâhi ve yebğuneha ıveca* ve hüm Bil ahireti kafirun;
45-) Onlar ki, Allâh yolundan engellerler ve onu eğri yollara saptırmak isterler… Onlar, geleceklerindeki sonsuz yaşam süreçlerini inkâr edenlerdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir