27. CÜZ 4. HİZİP


56-VÂKI`A SÛRESİ الواقعة Aynı anda dinleyip takip edebilirsinizTIKLA
سْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ BismillahirRahmânirRahiym
أَأَنْتُمْ أَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ ﴿
69-) Eentüm enzeltümûhu minelmüzni em nahnül münzilun;
69-) Onu beyaz bulutlardan siz mi inzâl ettiniz yoksa inzâl ediciler biz miyiz?
لَوْ نَشَاءُ جَعَلْنَاهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
70-) Lev neşau ce`alnahu ücâcen felevla teşkürun;
70-) Eğer dileseydik onu acı (bir su) kılardık… Şükretmeniz gerekmez mi?
أَفَرَأَيْتُمُ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ
71-) Eferaeytümün narelletiy turun;

71-) Çakarak (ağaçtan) çıkardığınız o ateşi gördünüz mü?

أَأَنْتُمْ أَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَهَا أَمْ نَحْنُ الْمُنْشِئُونَ
72-) Eentüm enşe`tüm şecerateha em nahnülmünşiun;
72-) Onun ağacını siz mi inşa ettiniz yoksa inşa ediciler biz miyiz?
نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْوِينَ
73-) Nahnu ce`alnaha tezkireten ve metâ`an lilmukviyn;
73-) Onu, çölde yaşarmışçasına bilgisizlere bir hatırlatma ve bir yararlanacakları şey kıldık!
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ
74-) Fesebbıh Bismi Rabbikel `Azıym;
74-) Öyleyse tespih et ismi Aziym Rab olan namına!
۞ فَلَا أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ ﴿
75-) Felâ uksimu Bi mevâkı`ın nücum;
75-) Yıldızların yer aldığı (Esmâ`mın açığa çıktığı) evren olarak yemin ederim!
وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
76-) Ve innehu lekasemün lev talemune azıym;
76-) Bilseniz, gerçekten bu çok azametli bir yemindir!
إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ
77-) İnneHU leKur`ânun Keriym;
77-) Şüphesiz ki O (evren), Kur`ân-ı Keriym`dir (“OKU”yabilene çok değerli “OKU”nandır)
فِي كِتَابٍ مَكْنُونٍ
78-) Fiy Kitabin meknun;
78-) Görülemeyen bir Bilgi`dedir! (Dalga {wave} okyanusu olan evrensel data ve dahi hologramik esasa göre beyindeki data.
لَا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ
79-) Lâ yemessuHU illel mutahherun

79-) Ona (Bilgiye), (şirk pisliğinden – hayvaniyetinden) arınıp, tâhir olanlardan başkası dokunamaz!

تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ
80-) Tenziylün min Rabbil âlemiyn;
80-) Rabb-ül âlemîn`den tenzîldir (insan bilincinde tafsile indirme).
أَفَبِهَٰذَا الْحَدِيثِ أَنْتُمْ مُدْهِنُونَ
81-) EfeBi hazel hadiysi entüm müdhinun;
81-) Şimdi siz bu olayımızı mı hafife alıp, önemsemiyorsunuz!
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
82-) Ve tec`âlune rizkaküm enneküm tükezzibun;
82-) Yaşam gıdanız yalanlamanız mı oldu?
فَلَوْلَا إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ
83-) Felevlâ izâ beleğatil hulkum;
83-) İşte (can) boğaza geldiğinde
وَأَنْتُمْ حِينَئِذٍ تَنْظُرُونَ
84-) Ve entüm hıyneizin tenzurûn;
84-) O zaman siz (çaresiz) bakakalırsınız!
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلَٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ
85-) Ve nahnu akrebü ileyhi minküm ve lâkin lâ tubsırun;
85-) Biz ona sizden daha yakınızdır, fakat görmezsiniz.
فَلَوْلَا إِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
86-) Felevlâ in küntüm ğayre mediyniyn;
86-) Eğer siz yaptıklarınızın sonucunu yaşamayacaksanız;
تَرْجِعُونَهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
87-) Terci`ûneha in küntüm sadikıyn;

87-) Eğer sözünüzde sadıksanız, onu (ölümü) geri çevirsenize (Sünnetullâh yoksa yapın bunu)!

فَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبِينَ
88-) Feemma in kâne minel mukarrebiyn;
88-) (Herkes ölümü tadacaktır) lâkin mukarrebûndan (kurb ehli) ise;
فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ
89-) Feravhun ve reyhanün ve cennetü na`ıym;
89-) Ravh (Rahmânî tecelli ile yaşam), Reyhan (Esmâ tecellileri seyri) ve Nimetler Cenneti vardır.
وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ
90-) Ve emma inkâne min ashâbil yemiyn;
90-) Eğer Ashab-ı yemîn`den ise;
فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ
91-) FeSelâmün leke min ashâbilyemiyn;
91-) (Eğer öyle ise): “Ashab-ı yemîn`den senin için bir Selâm var” (denilir).
وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ
92-) Ve emma in kâne minel mükezzibiyneddâ(aaa)lliyn;
92-) Eğer (o can) sapık inançlı (hakikati) yalanlayıcılardansa;
فَنُزُلٌ مِنْ حَمِيمٍ
93-) Fenüzülün min hamiym;
93-) (İşte ona) başından aşağı kaynar sular dökülür!
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
94-) Ve tasliyetü cahıym;

94-) Cahîm`in (yakıcı şartlar) ateşine maruz kalır!

إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ
95-) İnne hazâ lehuve hakkul yakıyn;

95-) Muhakkak ki bu Hakk-el Yakîn`dir (bilfiil yaşanacak gerçek)!

فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ
96-) Fessebbih Bismi Rabbikel `Azıym;
96-) Öyleyse tespih et ismi Aziym Rab olan namına!
57-) HADİYD SÛRESİ الحديدAynı anda dinleyip takip edebilirsinizTIKLA
سْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
BismillahirRahmânirRahiym
سَبَّحَ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
1-) Sebbeha Lillâhi ma fiysSemâvati velArd* ve “HU”vel`AziyzülHakiym;

1-) Semâlarda ve arzda olan her şey Allâh`ı (işlevleriyle) tespih etmektedir! “HÛ” Aziyz`dir, Hakiym`dir.

لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ يُحْيِي وَيُمِيتُ ۖ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
2-) LeHU mülküsSemâvati vel`Ard* yuhyiy ve yumiyt* ve HUve `alâ külli şey`in Kadiyr;
2-) O`na aittir semâların ve arzın mülkü… Diriltir ve öldürür! O, her şeye Kaadir`dir.
هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
3-) “HU”vel`Evvelu vel`Âhıru vezZâhiru velBâtın* ve HUve Bi kulli şey`in `Aliym;
3-) “HÛ”dur, Evvel, Âhir, Zâhir, Bâtın (“HÛ”dan gayrı olarak hiçbir şey yoktur)! O Bi-küllî şey`in (Esmâ`sıyla her şey`i yaratmış olan olarak) Aliym`dir (Bilen`dir şeylerin tamamını)!
هُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَىٰ عَلَى الْعَرْشِ ۚ يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا ۖ وَهُوَ مَعَكُمْ أَيْنَ مَا كُنْتُمْ ۚ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
4-) “HU”velleziy halekasSemâvati vel`Arda fiy sitteti eyyamin sümmesteva `alel`Arş* ya`lemu ma yelicu fiyl`Ardı ve ma yahrucu minha ve ma yenzilu minesSemâi ve ma ya`rucu fiyha* ve HUve me`akum eyne ma küntüm* vAllâhu Bima ta`melune Basıyr;

4-) O, semâları ve arzı altı süreçte yaratan, sonra da arşa istiva edendir! Arza gireni ve ondan çıkanı; semâdan inzâl olanı ve onun içinde urûc edeni bilir… Nerede olursanız O sizinle (hakikatinizin Esmâ ül Hüsnâ`sıyla varolması sonucu) beraberdir! (Mâiyet sırrına işaret). Allâh yaptıklarınızı (yaratan olarak) Basıyr`dir.

لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۚ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ
5-) LeHU MülküsSemâvati vel`Ard* ve ilAllâhi turce`ul umûr;

5-) O`na aittir semâların ve arzın mülkü! İşler Allâh`a rücu ettirilir.

يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ ۚ وَهُوَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
6-) Yuliculleyle fiynnehari ve yulicunnehare fiylleyl* ve HUve `Aliymun Bi zatissudur;

6-) Geceyi gündüze dönüştürür, gündüzü de geceye dönüştürür! O, sadırların zâtı olarak (içlerindekilerin Esmâ`sıyla hakikati olarak) Bilen`dir!

آمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَأَنْفِقُوا مِمَّا جَعَلَكُمْ مُسْتَخْلَفِينَ فِيهِ ۖ فَالَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَأَنْفَقُوا لَهُمْ أَجْرٌ كَبِيرٌ
7-) Aminu Billâhi ve RasûliHİ ve enfiku mimma ce`alekum mustahlefiyne fiyh* felleziyne amenû minküm ve enfeku lehüm ecrun kebiyr;
7-) Esmâ`sıyla hakikatiniz olan Allâh`a ve Rasûlüne iman edin… Sizi halife kıldığı şeylerden (O`nun namına) infak edin! Sizden iman eden ve infak eden kimseler var ya, onlar için çok büyük karşılık vardır.
وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ ۙ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ لِتُؤْمِنُوا بِرَبِّكُمْ وَقَدْ أَخَذَ مِيثَاقَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
8- ) Ve ma leküm lâ tu`minune Billâhi, verRasûlu yed`ukum litu`minu BiRabbiküm ve kad ehaze miysâkaküm in küntüm mu`miniyn;
8- ) Esmâ`sıyla hakikatiniz olan Allâh`a niçin iman etmiyorsunuz? Rasûl, Esmâ`sıyla sizi yoktan var kılan Rabbinize iman etmeniz için davet ederken ve üstelik de sizin mîsakınızı almışken! Eğer iman edenlerseniz!
هُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ عَلَىٰ عَبْدِهِ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لِيُخْرِجَكُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ ۚ وَإِنَّ اللَّهَ بِكُمْ لَرَءُوفٌ رَحِيمٌ
9-) “HU”velleziy yünezzilu `alâ `abdiHİ âyâtin beyyinatin liyuhriceküm minezzulümati ilenNûr* ve innAllâhe Biküm leRaûfun Rahıym;
9-) O, sizi (cehalet) karanlıklarından Nûr`a çıkarmak için apaçık işaretleri kuluna tenzîl edendir (tafsilen)… Muhakkak ki Allâh sizden Raûf`tur, Rahıym`dir.
وَمَا لَكُمْ أَلَّا تُنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلِلَّهِ مِيرَاثُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۚ لَا يَسْتَوِي مِنْكُمْ مَنْ أَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ ۚ أُولَٰئِكَ أَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذِينَ أَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُوا ۚ وَكُلًّا وَعَدَ اللَّهُ الْحُسْنَىٰ ۚ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
10-) Ve maleküm ella tunfiku fiy sebiylillâhi ve Lillâhi miyrasüsSemâvati vel`Ard* lâ yesteviy minküm men enfeka min kablilfethı ve katel* ülaike a`zamu dereceten minelleziyne enfeku min ba`du ve katelu* ve küllen ve`adAllâhulHüsna* vAllâhu Bima ta`melune Habiyr;
10-) Ne oluyor size ki, semâların ve arzın mirası Allâh`a ait olduğu hâlde (sonunda her şeyinizi dünyada terk edeceğiniz hâlde), Allâh yolunda infak etmiyorsunuz? Sizden, fetihten önce infak etmiş ve savaşmış kimse (bunu yapmayanla) bir olmaz! Bunlar derece itibarıyla, (fetihten) sonra infak etmiş ve savaşmış kimselerden daha büyüktür! Allâh hepsine en güzeli vadetmiştir. Allâh yaptıklarınızda Habiyr`dir.
مَنْ ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ وَلَهُ أَجْرٌ كَرِيمٌ
11-) Men zelleziy yukridullahe kardan hasenen feyuda`ıfehu lehu ve lehu ecrun keriym;

11-) Kim ki, Allâh`a karz-ı hasen (güzel bir ödünç) versin de, Allâh da onu, katlayarak ona artırsın! Onun için cömert bir ecir de vardır.

يَوْمَ تَرَى الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ يَسْعَىٰ نُورُهُمْ بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَبِأَيْمَانِهِمْ بُشْرَاكُمُ الْيَوْمَ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ۚ ذَٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
12-) Yevme teralmu`miniyne velmu`minati yes`a nuruhüm beyne eydiyhim ve Bieymanihim buşrakümülyevme cennatun tecriy min tahtihel`enharu halidiyne fiyha* zâlike huvelfevzul `azıym;

12-) O gün iman eden erkekleri ve iman eden kadınları, nûrları önlerinde ve sağlarında koşarlarken görürsün… “Bu süreçte sizin müjdeniz, içinde sonsuz yaşamak üzere, altlarından nehirler akan cennetlerdir! İşte bu çok büyük kurtuluşun ta kendisidir!” (denilir).

يَوْمَ يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ لِلَّذِينَ آمَنُوا انْظُرُونَا نَقْتَبِسْ مِنْ نُورِكُمْ قِيلَ ارْجِعُوا وَرَاءَكُمْ فَالْتَمِسُوا نُورًا فَضُرِبَ بَيْنَهُمْ بِسُورٍ لَهُ بَابٌ بَاطِنُهُ فِيهِ الرَّحْمَةُ وَظَاهِرُهُ مِنْ قِبَلِهِ الْعَذَابُ
13-) Yevme yekulül münafikune velmünafikatu lilleziyne amenûnzuruna naktebis min nurikum kıylerci`u veraekum feltemisu nûra* feduribe beynehüm Bisurin lehu bab* batınuhu fiyhirrahmetu ve zahiruhu min kıbelihil `azâb;

13-) O gün ikiyüzlü (münafık) erkekler ve ikiyüzlü kadınlar, iman edenlere: “Bizi bekleyin ki nûrunuzdan yararlanalım” der! “Geriye dönün de bir nûr araştırın” denildi. Derken aralarına kapısı olan bir sur (geçilmez perde) çekilir ki, onun bâtını (iç âlemi) içinde rahmet vardır, onun zâhiri azap tarafındandır.

يُنَادُونَهُمْ أَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْ ۖ قَالُوا بَلَىٰ وَلَٰكِنَّكُمْ فَتَنْتُمْ أَنْفُسَكُمْ وَتَرَبَّصْتُمْ وَارْتَبْتُمْ وَغَرَّتْكُمُ الْأَمَانِيُّ حَتَّىٰ جَاءَ أَمْرُ اللَّهِ وَغَرَّكُمْ بِاللَّهِ الْغَرُورُ
14-) Yunadunehüm elem nekün me`aküm* kalu bela ve lakinneküm fetentum enfüseküm ve terabbastüm vertebtüm ve ğarretkümül`emaniyyu hattâ câe emrullahi ve ğarreküm Billâhil ğarur;

14-) (İkiyüzlüler) onlara (iman edenlere): “Sizinle beraber değil miydik?” diye seslenirler. “Evet ama siz, Allâh`ın emri (ölüm) gelesiye kadarki süreçte, nefslerinizi fitneye düşürdünüz (imanı yaşamadınız), gözetleyip durdunuz, şüphe ettiniz, kuruntular da sizi aldattı ve o çok aldatıcı da (bilincinizdeki şartlanmışlık fikirleri) Allâh`la (siz O`ndan var oldunuz ne yapsanız bir şey olmaz size, kuruntusuyla) sizi aldattı!”

فَالْيَوْمَ لَا يُؤْخَذُ مِنْكُمْ فِدْيَةٌ وَلَا مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا ۚ مَأْوَاكُمُ النَّارُ ۖ هِيَ مَوْلَاكُمْ ۖ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
15-) Felyevme lâ yu`hazu minküm fidyetun ve lâ minelleziyne keferu me`vakümünnar* hiye mevlaküm* ve bi`sel masıyr;

15-) Bugün artık ne sizden (münafıklar) ve ne de hakikat bilgisini inkâr edenlerden bir kurtuluş bedeli alınır! Sığınağınız Nâr`dır… O (Nâr) sizin mevlânızdır… Ne kötü dönüş yeridir o!

۞ أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ وَلَا يَكُونُوا كَالَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلُ فَطَالَ عَلَيْهِمُ الْأَمَدُ فَقَسَتْ قُلُوبُهُمْ ۖ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
16-) Elem ye`ni lilleziyne amenû en tahşe`a kulubühüm lizikrillâhi ve ma nezele minelHakkı, vela yekûnu kelleziyne ûtülKitabe min kablu fetale `aleyhimul`emedu fekaset kulûbühüm* ve kesiyrun minhüm fasikun;

16-) İman edenler için, Allâh`ın zikri (hatırlanışı) ve Hak`tan inzâl olana bilinçlerinin huşû duyması vakti gelmedi mi? Ki daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar (ibadetleri âdete dönüşmesin, çalışmalarını düşünerek hissederek yapsınlar)! Onların (İsrailoğullarının) üzerlerinden uzun müddet geçmişti de (ibadetleri âdete dönüşmüştü), bu yüzden kalpleri katılaşmıştı (yaptıklarını düşünüp hissedip yaşamadan, âdet diye yapmaya başlamışlardı)! Onlardan (Yahudilerden) çoğunun inançları bozuktur!

اعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يُحْيِي الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا ۚ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
17-) I`lemu ennAllâhe yuhyiyl`Arda ba`de mevtiha* kad beyyenna lekümül`âyâti le`alleküm ta`kılun;

17-) İyi bilin ki Allâh, ölümünden sonra arzı diriltir! Aklınızı kullanasınız diye size işaretleri açık seçik beyan ettik.

إِنَّ الْمُصَّدِّقِينَ وَالْمُصَّدِّقَاتِ وَأَقْرَضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعَفُ لَهُمْ وَلَهُمْ أَجْرٌ كَرِيمٌ
18-) İnnel mussaddikıyne velmussaddikati ve akredullahe kardan hasenen yuda`afu lehüm ve lehüm ecrun keriym;

18-) Muhakkak ki sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ve Allâh`a güzel bir ödünç verenler var ya, onlara kat kat artırılır… Onlar için cömert bir bedel de vardır.

وَالَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ أُولَٰئِكَ هُمُ الصِّدِّيقُونَ ۖ وَالشُّهَدَاءُ عِنْدَ رَبِّهِمْ لَهُمْ أَجْرُهُمْ وَنُورُهُمْ ۖ وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَٰئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
19-) Velleziyne amenû Billâhi ve RusuliHİ ülaike hümussıddiykune, veşşühedau` `ınde Rabbihim* lehüm ecruhüm ve nuruhüm* velleziyne keferu ve kezzebu BiâyâtiNA ülaike ashâbul cahıym;
19-) Esmâ`sıyla hakikatleri olan Allâh`a ve Rasûlüne iman edenlere gelince, işte onlar sıddıkların ve Rablerinin indînde şehîdlerin (Âl-u İmran: 18`de belirtilen şehâdet; halk anlayışına göre şehit değil. A.H.) ta kendileridirler! Onların mükâfatları ve nûrları vardır (hem Nebiye hem Rasûle iman etmişler)… Hakikat bilgisini inkâr edenler ve varlıklarındaki Esmâ işaretlerimizi yalanlayanlar var ya, işte onlar cahîm (cehennem)in ashabıdırlar.
اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ وَتَفَاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكَاثُرٌ فِي الْأَمْوَالِ وَالْأَوْلَادِ ۖ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَبَاتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرَاهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطَامًا ۖ وَفِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانٌ ۚ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ
20-) I`lemu ennemelhayatüddünya le`ıbun ve lehvun ve ziynetün ve tefahurun beyneküm ve tekasürun fiyl`emvali vel`evlad* kemeseli ğaysin a`cebelküffare nebatuhu sümme yehiycü feterahu musferren sümme yekûnu hutama* ve fiyl`ahıreti `azâbün şediydun ve mağfiretun minAllâhi ve rıdvan* ve melhayatüddünya illâ meta`ulğurur;
20-) İyi bilin ki dünya hayatı sadece bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür; aranızda bir büyüklenme ve mallarda ve evlatta çoğalma yarışıdır! (Bunlar) şu misaldeki gibidir: Yağmurun yeşerttiği ekinle mutlu olurlar ama sonra bakarsın ki o yeşillikler kurur, sararır ve toprak olur hepsi! Sonsuz gelecek yaşamda ise ya şiddetli bir azap veya Allâh`tan bir mağfiret ve Rıdvan vardır. Dünya hayatı nesneleri, kendini aldatmaktan başka bir şey değildir.
سَابِقُوا إِلَىٰ مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا كَعَرْضِ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ أُعِدَّتْ لِلَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ ۚ ذَٰلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ ۚ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
21-) Sabiku ila mağfiretin min Rabbikum ve cennetin `Arduha ke`ArdisSemâi vel`Ardı, u`ıddet lilleziyne amenû Billâhi ve RusuliHİ, zâlike fadlullahi yü`tiyhi men yeşa`* vAllâhu Zülfadlil `Azıym;
21-) (O hâlde) Rabbinizden bir mağfirete ve Esmâ`sıyla hakikati olan Allâh`a ve Rasûllerine iman edenler için hazırlanmış olan, genişliği semâ ve arzın genişliği gibi olan bir cennete, yarışarak koşun! İşte bu Allâh`ın fazlıdır ki onu dilediğine verir! Allâh, Zül Fadlil Aziym`dir (büyük lütuf sahibidir).
مَا أَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي أَنْفُسِكُمْ إِلَّا فِي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ نَبْرَأَهَا ۚ إِنَّ ذَٰلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ
22-) Ma esabe min musıybetin fiyl`Ardı ve lâ fiy enfüsiküm illâ fiy Kitabin min kabli en nebraeha inne zâlike `alAllâhi yesiyr;
22-) Arzda (bedeninizde – dış dünyanızda) ve nefslerinizde (iç dünyanızda) size isâbet eden hiçbir musîbet yoktur ki, bizim onu yaratmamızdan önce, bir kitapta (ilim boyutunda oluşmuş) olmasın! Muhakkak ki bu Allâh üzerine çok kolaydır!
لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلَىٰ مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَا آتَاكُمْ ۗ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ ﴿
23-) Likeyla te`sev `alâ ma fateküm ve lâ tefrahu Bima ataküm* vAllâhu lâ yuhıbbu külle muhtalin fehur;
23-) (Bunu bildiriyoruz) ki elinizden kaçana üzülmeyesiniz ve size verdiği ile de sevinip şımarmayasınız! Allâh çok övünen kibirli hiçbir kimseyi sevmez!
الَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبُخْلِ ۗ وَمَنْ يَتَوَلَّ فَإِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
24-) Elleziyne yebhalune ve ye`murunenNase Bilbuhl* ve men yetevelle feinnAllâhe “HÛ”velĞaniyyulHamiyd;

24-) Onlar (zenginliğiyle övünen kibirliler) cimrilik yapan ve insanlara cimriliği emreden kimselerdir! Kim (Allâh`tan) yüz çevirirse, muhakkak ki Allâh Ğaniyy`dir, Hamiyd`dir.

لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَأَنْزَلْنَا مَعَهُمُ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ لِيَقُومَ النَّاسُ بِالْقِسْطِ ۖ وَأَنْزَلْنَا الْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ وَرُسُلَهُ بِالْغَيْبِ ۚ إِنَّ اللَّهَ قَوِيٌّ عَزِيزٌ
25-) Lekad erselna RusuleNA Bilbeyyinati ve enzelna me`ahümülKitabe velMiyzane liyekumenNasu Bilkıst* ve enzelnelHadiyde fiyhi be`sün şediydün ve menafi`u linNasi ve liya`lemAllâhu men yensuruhu ve Rusulehu Bilğayb* innAllâhe Kaviyyun `Aziyz;
25-) Andolsun ki Rasûllerimizi apaçık deliller olarak irsâl ettik ve onlarla birlikte Hakikat ve Sünnetullâh BİLGİsini ve mîzanı da (muhakeme – dengeleme) inzâl ettik ki, insanlar kıst`ı (adaleti) ayakta tutsunlar! Kendisinde şiddetli bir güç bulunan ve insanlar için faydaları olan (kanda mevcut; mağma – insan bedenindeki demir ilişkisi?) Hadiyd`i (demir) de inzâl ettik ki Allâh, kendisine ve Rasûllerine gayblarında kimin yardım ettiğini bilsin. Muhakkak ki Allâh Kaviyy`dir, Aziyz`dir.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا وَإِبْرَاهِيمَ وَجَعَلْنَا فِي ذُرِّيَّتِهِمَا النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ ۖ فَمِنْهُمْ مُهْتَدٍ ۖ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
26-) Ve lekad erselna Nuhan ve İbrahiyme ve ce`alna fiy zürriyyetihimen Nübüvvete velKitabe feminhüm mühted* ve kesiyrun minhüm fasikun;
26-) Andolsun ki Nuh`u ve İbrahim`i irsâl ettik… Nübüvvet`i ve Kitabı (Hakikat ve Sünnetullâh BİLGİsini) onların zürriyetleri içinde oluşturduk! Onlardan hakikate eren vardır… (Ama) onlardan çoğu inancı bozuk kişilerdir!
ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلَىٰ آثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَآتَيْنَاهُ الْإِنْجِيلَ وَجَعَلْنَا فِي قُلُوبِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةً وَرَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ إِلَّا ابْتِغَاءَ رِضْوَانِ اللَّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا ۖ فَآتَيْنَا الَّذِينَ آمَنُوا مِنْهُمْ أَجْرَهُمْ ۖ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
27-) Sümme kaffeyna `alâ asârihim BiRusuliNA ve kaffeyna Bi `Iysebni Meryeme ve ateynahul İnciyle ve ce`alna fiy kulubilleziynettebe`uhu re`feten ve rahmeten, ve rehbaniyyete nibtede`uha ma ketebnaha `aleyhim illebtiğae rıdvanillâhi fema ra`avha hakka ri`ayetiha* feateynelleziyne amenû minhüm ecrehüm* ve kesiyrun minhüm fasikun;

27-) Sonra Rasûllerimizle onların eserleri üzere takviye ettik! Meryem`in oğlu İsa ile de takviye ettik; Ona İncil`i (müjde olan BİLGİ) verdik… Ona tâbi olanların kalplerinde şefkat, sınırsız hoşgörü ve rahmet ve Ruhbaniyet (Allâh`a ermeyi) oluşturduk; bu amaçla yaptıkları ruhbaniyet çalışmalarını ise (çok büyük korku dolayısıyla sırf uhrevî – ruhanî yaşama dönük çalışma) onlar uydurdular! (Oysa) onu (Ruhbaniyeti) onlara mükellef kılmamıştık. Ancak Allâh`ın rıdvanını (cennet nimetlerini) talep etmek için bunu başlattılar… (Ama) ona hakkıyla da riayet etmediler! Onlardan iman edenlere ecirlerini verdik… (Ancak) onlardan (ruhbanlardan) çoğunun inancı bozuktur!

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَآمِنُوا بِرَسُولِهِ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِهِ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُورًا تَمْشُونَ بِهِ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ۚ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
28-) Ya eyyuhelleziyne amenûttekullahe ve aminu BiRasûliHİ yü`tiküm kifleyni min rahmetiHİ ve yec`al leküm nuren temşune Bihi ve yağfir leküm* vAllâhu Ğafûrun Rahıym;
28-) Ey iman edenler! Allâh`tan korunun ve Rasûlü olarak Esmâ`sıyla açığa çıkışına iman edin ki rahmetinden size iki pay versin ve sizin için kendisiyle yürüdüğünüz bir nûr oluştursun ve sizi mağfiret etsin… Allâh Ğafûr`dur, Rahıym`dir.
لِئَلَّا يَعْلَمَ أَهْلُ الْكِتَابِ أَلَّا يَقْدِرُونَ عَلَىٰ شَيْءٍ مِنْ فَضْلِ اللَّهِ ۙ وَأَنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ ۚ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
29-) Liellâ ya`leme ehlülKitabi ella yakdirune `alâ şey`in min fadlillâhi ve ennelfadle Biyedillâhi yü`tiyhi men yeşa`* vAllâhu Zülfadlil `Azıym;
29-) Tâ ki ehl-i kitap (din – hakikat ilmi verilmiş olanlar) Allâh`ın lütfundan bir şey elde edemeyeceklerini bilsinler… (Biline ki) kesinlikle lütuf Allâh`ın eliyledir (onların kazanması değil), onu dilediğine verir… Allâh, “Zül Fadlil Aziym”dir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir