27. CÜZ 1. HİZİP


51-ZÂRİYAT SÛRESİ الذاريات Aynı anda dinleyip takip edebilirsinizTIKLA
سْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ BismillahirRahmânirRahiym
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
﴿٣١﴾ 31-) Kale fema hatbukum eyyuhel murselun;
31-) (İbrahim): “Ey irsâl olunanlar… (Esas) işiniz (amacınız) nedir?” dedi.
قَالُوا إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَىٰ قَوْمٍ مُجْرِمِينَ
32-) Kalu inna ursilna ila kavmin mucrimiyn;
32-) Dediler ki: “Doğrusu biz suçlu bir toplum için irsâl olunduk!”
لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ طِينٍ
﴿٣٣﴾ 33-) Linursile aleyhim hıcareten min tıyn;
33-) “Tepelerine balçıktan taşlar (lavlar) geçirelim diye.”

مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ
﴿٣٤﴾ 34-) Musevvemeten `ınde Rabbike lilmusrifiyn;
34-) “Rabbinin indînde, (hakikate ermeleri için verilmiş kuvveleri) israf edenler için işaretlenmiş (taşlar)!”
فَأَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ فِيهَا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
﴿٣٥﴾ 35-) Feahrecna men kâne fiyha minel mu`miniyn;
35-) Biz de, orada iman edenlerden kim varsa çıkardık.

فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ
﴿٣٦﴾ 36-) Fema vecedna fiyha ğayre beytin minel müslimiyn;
36-) Zaten orada bir evden başkasında teslim olmuşlardan bulamadık!

وَتَرَكْنَا فِيهَا آيَةً لِلَّذِينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْأَلِيمَ
﴿٣٧﴾ 37-) Ve terekna fiyha ayeten lilleziyne yehafunel azâbel eliym;
37-) Orada o elim azaptan korkanlara bir işaret terkettik.

وَفِي مُوسَىٰ إِذْ أَرْسَلْنَاهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ
﴿٣٨﴾ 38-) Ve fiy Musa iz erselnahu ila fir`avne Bi sultanin mubiyn;
38-) Musa`da da… Hani Onu Firavun`a apaçık bir delil olarak irsâl etmiştik.

فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِ وَقَالَ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
﴿٣٩﴾ 39-) Fetevella Bi rüknihi ve kale sahırun ev mecnun;
39-) Erkânı ile birlikte yüz çevirdi ve dedi ki: “Bir büyücü yahut mecnun!”
فَأَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ
﴿٤٠﴾ 40-) Feehaznahu ve cunudehu fenebeznahüm fiyl yemmi ve huve muliym;
40-) Bunun üzerine onu ve ordusunu yakaladık da onları denize attık… O pişmanlıkla kendi kendini yeriyordu!
وَفِي عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرِّيحَ الْعَقِيمَ
﴿٤١﴾ 41-) Ve fiy `Adin iz erselna aleyhimur riyhal `akıym;
41-) Ad`da da… Hani onların üzerine o hayır ve bereketi olmayan rüzgârı (hortum) irsâl etmiştik…
مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّمِيمِ
﴿٤٢﴾ 42-) Ma tezeru min şey`in etet aleyhi illâ ce`alethu kerremiym;
42-) Üzerine geldiği hiçbir şeyi ayakta bırakmıyor, onu un ufak kılıyordu!
وَفِي ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتَّىٰ حِينٍ
﴿٤٣﴾ 43-) Ve fiy Semude iz kıyle lehüm temette`u hattâ hıyn;
43-) Semud`da da… Hani onlara: “Bir süreye kadar yararlanın” denilmişti.
فَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ
﴿٤٤﴾ 44-) Fe `atev `an emri Rabbihim feehazethümus sa`ıkatu ve hüm yenzurun;
44-) Rablerinin emrine itaattan çıktılar! Bunun üzerine onlar bakıp dururlarken kendilerini yıldırım yakalayıverdi.
فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِرِينَ
﴿٤٥﴾ 45-) Femesteta`u min kıyamin ve ma kânu muntasıriyn;
45-) Ne ayakta kalmaya güçleri yetti ve ne de yardım gördüler!
وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ
﴿٤٦﴾ 46-) Ve kavme Nuhın min kabl* innehüm kânu kavmen fasikıyn;
46-) Daha önce de Nuh kavmi… Muhakkak ki onlar inancı bozuk bir toplumdu!
وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
﴿٤٧﴾ 47-) VesSemae beneynaha Bi eydin ve inna lemusi`un;
47-) Semâya (Evren`e ve de beyin kapasitesine) gelince, onu elimizle bina ettik ve muhakkak ki biz genişleticileriz (boyutsal oluşumlarla – varlıklarla – idrakını genişletmek suretiyle, beyindeki kullanılır alanın genişlemesiyle)!
وَالْأَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ
﴿٤٨﴾ 48-) Vel Arda feraşnaha fenı`mel mahidun;
48-) Arzı da (enerji hatları – sinir sistemiyle) döşedik… Ne güzel döşeyenleriz!
وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
﴿٤٩﴾ 49-) Ve min külli şey`in halakna zevceyni leallekum tezekkerun;
49-) Her şeyi iki eşten (pozitif – negatif güç; gen sarmalını oluşturan çiftten) yarattık… Belki hatırlayıp düşünürsünüz diye.
فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ ۖ إِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ
﴿٥٠﴾ 50-) Fefirrû ilAllâh* inniy leküm minhu neziyrun mubiyn;
50-) “(Bedensellik dünyanızdan) Allâh`a firar edin! Ben kesinlikle, O`ndan size apaçık bir uyarıcıyım!”
وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ ۖ إِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ
﴿٥١﴾ 51-) Ve lâ tec`alu meAllâhi ilâhen âhar* inniy leküm minhu neziyrun mubiyn;
51-) “Allâh yanı sıra tanrı oluşturmayın! Ben kesinlikle, O`ndan size apaçık bir uyarıcıyım!”
كَذَٰلِكَ مَا أَتَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
﴿٥٢﴾ 52-) Kezâlike ma etelleziyne min kablihim min Rasûlin illâ kalu sahırun ev mecnun;
52-) İşte (gerçek durum) böyle! Onlardan öncekilere de (Allâh`a, hakikatlerine çağıran) herhangi bir Rasûl geldiğinde, mutlaka: “Bu büyücü veya mecnun” dediler.
أَتَوَاصَوْا بِهِ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
﴿٥٣﴾ 53-) Etevasav Bih* belhüm kavmun tağun;
53-) Bunu (genetik olarak) birbirlerine tavsiye mi ettiler! Hayır, onlar taşkınlık içinde olan bir toplumdur!
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَا أَنْتَ بِمَلُومٍ
﴿٥٤﴾ 54-) Fetevelle anhüm fema ente Bi melum;
54-) Onlardan yüz çevir! Sen (bu yüzden) kınanacak değilsin.
وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَىٰ تَنْفَعُ الْمُؤْمِنِينَ
﴿٥٥﴾ 55-) Ve zekkir feinnez zikra tenfe`ul mu`miniyn;
55-) Hatırlat! Muhakkak ki hatırlatma iman edenlere fayda verir!
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
﴿٥٦﴾ 56-) Ve ma halaktül cinne vel inse illâ liya`budun;
56-) Ben cinni ve insi yalnızca (Esmâ özelliklerimi açığa çıkarmak suretiyle) kulluk etmeleri için yarattım!
مَا أُرِيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَنْ يُطْعِمُونِ
﴿٥٧﴾ 57-) Ma üriydü minhüm min rızkın ve ma üriydü en yut`ımun;
57-) Ben onlardan yaşam gıdası istemiyorum; Beni beslemelerini de istemiyorum.
إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ
﴿٥٨﴾ 58-) İnnAllâhe HUverRezzâku ZulKuvvetil Metiyn;
58-) Muhakkak ki Allâh; “HÛ” Rezzâk`tır, Zül Kuvvet`il Metiyn`dir.
فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ
﴿٥٩﴾ 59-) Feinne lilleziyne zalemu zenuben misle zenubi ashâbihim fela yesta`cilun;
59-) Muhakkak ki zâlim olanlar, (kendilerinden önceki geçmiş) arkadaşlarının payları benzeri (azaptan) paylarını alacaklardır! Acele etmesinler.
فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ يَوْمِهِمُ الَّذِي يُوعَدُونَ
﴿٦٠﴾ 60-) Feveylun lilleziyne keferu min yevmihimülleziy yû`adun;
60-) Kendilerine vadolunan (uyarıldıkları) o süreçlerinin azabından dolayı yazıklar olsun o Hakikati inkâr edenlere!
52- TÛR SÛRESİ الطور Aynı anda dinleyip takip edebilirsinizTIKLA
سْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
BismillahirRahmânirRahiym
وَالطُّورِ
﴿١﴾ 1-) Vet Tûr;
1-) O Tur`a (Tur – Sinâ Dağı`nda Musa`nın karşılaştığı hakikate),
وَكِتَابٍ مَسْطُورٍ
﴿٢﴾ 2-) Ve Kitabin mestur;
2-) Satır satır yazılmış (tüm detayları ihtiva eden) BİLGİ`ye!
فِي رَقٍّ مَنْشُورٍ
﴿٣﴾ 3-) Fiy rakkın menşur;
3-) Menşur (açığa çıkmış) rakk`ta (algılanır fiiller boyutunda).
وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ
﴿٤﴾ 4-) Vel Beytil Ma`mur;
4-) Beyt-i Mamûr`a (Zâtî ilimle meydana gelmiş Esmâ mertebesi, Hakikat-i Muhammedi -mükemmel imar edilmiş ev – Allâh Esmâ`sından kaynaklanan halife özelliğini yaşamakta olan insan şuuru);
وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِ
﴿٥﴾ 5-) Ves sakfil merfu`;
5-) Ref`olunmuş (Fiiller mertebesinin fevki olan ilim) tavana,
وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ
﴿٦﴾ 6-) Vel bahril mescur;
6-) Kabarıp taşan (ilim – dalga {wave}) okyanusuna!
إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌ
﴿٧﴾ 7-) İnne azâbe Rabbike le vakı`;
7-) Muhakkak ki Rabbinin azabı elbette gerçekleşecek olgudur!
مَا لَهُ مِنْ دَافِعٍ
﴿٨﴾ 8- ) Ma lehu min dafi`;
8- ) Onu geri çevirecek güç yoktur!
يَوْمَ تَمُورُ السَّمَاءُ مَوْرًا
﴿٩﴾ 9-) Yevme temurus Semau mevra;
9-) O süreçte semâ (bilinç) allak bullak (şaşkın) olur!
وَتَسِيرُ الْجِبَالُ سَيْرًا
﴿١٠﴾ 10-) Ve tesiyrul cibalu seyra;
10-) Dağlar (benlikler) yürür gider! (Rabbin Bakıy`dir!)
فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
﴿١١﴾ 11-) Feveylün yevmeizin lilmükezzibiyn;
11-) O süreci yalanlayanların vay hâline!
الَّذِينَ هُمْ فِي خَوْضٍ يَلْعَبُونَ
﴿١٢﴾ 12-) Elleziyne hüm fiy havdın yel`abun;
12-) Ki onlar (o yalanlayanlar şimdi) daldıkları (dünyalarındaki hayalî değerler) içinde oynamaktadırlar!
يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا
﴿١٣﴾ 13-) Yevme yudaune ila nari cehenneme daa;
13-) O süreçte Cehennem Nârı`na karşı konulmaz şekilde sürüklenecekler!
هَٰذِهِ النَّارُ الَّتِي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ
﴿١٤﴾ 14-) Hazihin narulletiy küntüm Biha tükezzibun;
14-) “İşte bu, kendisini tekzip ettiğiniz o Nâr!” (denilir).
أَفَسِحْرٌ هَٰذَا أَمْ أَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ
﴿١٥﴾ 15-) Efe sıhrun hazâ em entum lâ tubsırun;
15-) “Bu bir büyü mü, yoksa siz mi görmüyorsunuz?”
اصْلَوْهَا فَاصْبِرُوا أَوْ لَا تَصْبِرُوا سَوَاءٌ عَلَيْكُمْ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
﴿١٦﴾ 16-) Islevha fasbiru ev lâ tasbiru* sevaun aleyküm* innema tüczevne ma küntüm ta`melun;
16-) “Yaşayın ateşte! Artık ister sabredin ister sabretmeyin; size fark etmez! Siz yaptıklarınızın sonuçlarını yaşamaktasınız!”
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَعِيمٍ
﴿١٧﴾ 17-) İnnel müttekıyne fiy cennatin ve na`ıym;
17-) Muhakkak ki korunmuşlar, cennetler ve nimetler içindedirler.
فَاكِهِينَ بِمَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَاهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
﴿١٨﴾ 18-) Fakihiyne Bima atahüm Rabbuhüm* ve vekahüm Rabbuhüm azâbel cahıym;
18-) Rablerinin kendilerinde açığa çıkardığı ile keyiflidirler! Rableri (Varlıklarını meydana getiren Esmâ özellikleri), onları Cahîm (cehennem)`in azabından korumuştur.
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
﴿١٩﴾ 19-) Külu veşrebu heniy`en Bima küntüm ta`melun;
19-) “Yaptığınız fiillerin sonucu olarak oluşanları afiyetle yiyin, için!”
مُتَّكِئِينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍ ۖ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عِينٍ
﴿٢٠﴾ 20-) Muttekiiyne alâ sururin masfufetin, ve zevvecnahüm Bi hurin ıyn;
20-) Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslananlar olarak… Onları (bilinçleri) Hur-i Iyn (her şeyi net, akı ak karayı kara gören özelliğe sahip bedenler) ile eşleştirdik. (Dişi huri kızı diye yorumlanan bu anlatımlar tümüyle diğer cennet yaşamı anlatımları gibi bir temsilî, sembolik anlatımdır. {“Meselül cennetilletiy” = CENNETİN TEMSİL (misal – benzetme) yollu anlatımı} 13.Ra`d: 35 ve 47.Muhammed: 15… {Sahih Hadis: Allâh buyurur ki; Sâlih kullarım için, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir aklın kavramadığı şeyler hazırladım! Buharî, Müslim ve Tırmızî} A.H.)
وَالَّذِينَ آمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِإِيمَانٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَا أَلَتْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍ ۚ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ
﴿٢١﴾ 21-) Velleziyne amenû vettebe`athüm zürriyyetühüm Bi iymanin elhakna Bihim zürriyyetehüm ve ma eletnahüm min amelihim min şey`* küllümriin Bima kesebe rehiyn;
21-) İman edenler ve imanlı olarak kendilerine tâbi olan zürriyetleri var ya; onlara kendilerinden gelenleri de ekledik! Onların kazançlarından hiçbir şeyi de eksiltmedik… Her kişi yaptığının getirisine bağlıdır!
وَأَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ
﴿٢٢﴾ 22-) Ve emdednahüm Bi fakihetin ve lahmin mimma yeştehun;
22-) Onlara temenni ettikleri meyve (marifet türleri) ve etten (özelliklerini açığa çıkaracakları bedensel özelliklerden) bol bol verdik.
يَتَنَازَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ
﴿٢٣﴾ 23-) Yetenaze`une fiyha ke`sen lâ lağvun fiyha ve lâ te`siym;
23-) Onda, sarhoşlatıp ne düşünüp söylediğini bilmez hâle getirmeyen içkiler kapışırlar!
۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَكْنُونٌ
﴿٢٤﴾ 24-) Ve yetufu aleyhim ğılmanün lehüm keennehüm lü`lüün meknun;
24-) Çevrelerinde gençlik dolu hizmetliler (enerjik kuvveler) koşuşur ki, sanki onlar saklı inci!
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ ﴿٢٥﴾
25-) Ve akbele ba`duhüm alâ ba`din yetesaelun;
25-) Birbirlerine dönüp geçmiş hâllerini konuşurlar.
قَالُوا إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِي أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ
﴿٢٦﴾ 26-) Kalu inna künna kablu fiy ehlina müşfikıyn;
26-) Dediler ki: “Doğrusu biz daha önce ehlimiz içinde (korkudan) titreyenler idik.”
فَمَنَّ اللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَانَا عَذَابَ السَّمُومِ
﴿٢٧﴾ 27-) FemennAllâhu aleyna ve vekana azâbessemum;
27-) “Allâh bize lütfetti ve bizi (cehennem ateşi) Semum`un (insan bedeninin gözeneklerinden geçen zehirleyici dumansız ateş; mikrodalga radyasyon) azabından korudu!”
إِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُ ۖ إِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّحِيمُ
﴿٢٨﴾ 28-) İnna künna min kablu ned`uh* inneHU “HU”vel Berrur Rahıym;
28-) “Muhakkak ki biz bundan önce de O`na yöneliyorduk! Muhakkak ki O, Berr`dir, Rahıym`dir.”
فَذَكِّرْ فَمَا أَنْتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ
﴿٢٩﴾ 29-) Fezekkir fema ente Bi nı`meti Rabbike Bi kahinin ve lâ mecnun;
29-) (Rasûlüm) sen hatırlat! Rabbinin nimeti olarak, sen ne bir kâhin olarak açığa çıkarıldın ve ne de cin etkisi altında olan kişi!
أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِهِ رَيْبَ الْمَنُونِ
﴿٣٠﴾ 30-) Em yekulune şa`ırun neterabbesu Bihi raybelmenun;
30-) Yoksa: “Bir şairdir… Bekleyelim bakalım zaman içinde ne olur sonu” mu diyorlar!
قُلْ تَرَبَّصُوا فَإِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُتَرَبِّصِينَ
﴿٣١﴾ 31-) Kul terebbesu feinniy meakum minelmuterabbisıyn;
31-) De ki: “Bekleyin bakalım! Muhakkak ki ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!”
أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَامُهُمْ بِهَٰذَا ۚ أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
﴿٣٢﴾ 32-) Em te`muruhüm ahlamuhüm Bihazâ em hüm kavmun tağun;
32-) Onlara bunu akılları mı emrediyor; yoksa onlar küstah bir toplum mu?
أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُ ۚ بَلْ لَا يُؤْمِنُونَ
﴿٣٣﴾ 33-) Em yekulune tekavveleh* bel lâ yu`minun;
33-) Yoksa “Onu uyduruyor” mu diyorlar? Hayır, onlar iman etmiyorlar!
فَلْيَأْتُوا بِحَدِيثٍ مِثْلِهِ إِنْ كَانُوا صَادِقِينَ
﴿٣٤﴾ 34-) Felye`tu Bi hadiysin mislihi in kânu sadikıyn;
34-) Eğer sözlerinde sadıklarsa Onun benzeri bir söz getirsinler!
أَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ أَمْ هُمُ الْخَالِقُونَ
﴿٣٥﴾ 35-) Em huliku min ğayri şey`in em hümül halikun;
35-) Yoksa onlar hiçbir etki olmadan mı yaratıldılar? Yoksa onlar mı yaratanlar?
أَمْ خَلَقُوا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ ۚ بَلْ لَا يُوقِنُونَ
﴿٣٦﴾ 36-) Em haleküs Semavati vel Ard* bel lâ yukınun;
36-) Yoksa semâları ve arzı onlar mı yarattılar? Hayır, onlar yakîn sahibi değildirler.
أَمْ عِنْدَهُمْ خَزَائِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَ
﴿٣٧﴾ 37-) Em `ındehüm hazâinu Rabbike em hümülmusaytırun;
37-) Yoksa Rabbinin hazineleri onların indînde mi? Yoksa onlar mı her şeye hükmedenler?
أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ ۖ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ
﴿٣٨﴾ 38-) Em lehüm süllemün yestemi`ûne fiyh* felyeti müstemiuhüm Bi sultanin mubiyn;
38-) Yoksa onların tırmanıp (ilâhî sırları) dinledikleri bir merdiveni mi var? (Eğer öyleyse) onların dinleyenleri apaçık bir karşı konulmaz delil getirsinler.
أَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَكُمُ الْبَنُونَ
﴿٣٩﴾ 39-) Em lehül benatu ve lekümül benun;
39-) Yoksa kız çocuklar O`na ait de oğullar sizin mi?
أَمْ تَسْأَلُهُمْ أَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ
﴿٤٠﴾ 40-) Em tes`eluhüm ecren fehüm min mağremin müskalun;
40-) Yoksa onlardan bir karşılık istiyorsun da, (bu yüzden) ağır bir borç yükü altına mı girmişler?
أَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
﴿٤١﴾ 41-) Em `ındehümül ğaybu fehüm yektubun;
41-) Yoksa gayb onların indînde de, (ne olacağını) onlar mı yazıyorlar?
أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا ۖ فَالَّذِينَ كَفَرُوا هُمُ الْمَكِيدُونَ
﴿٤٢﴾ 42-) Em yuriydune keyda* felleziyne keferu hümül mekiydun;
42-) Yoksa tuzak kurmak mı diliyorlar? O hakikat bilgisini inkâr edenler tuzağa düşenlerin ta kendileridir!
أَمْ لَهُمْ إِلَٰهٌ غَيْرُ اللَّهِ ۚ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
﴿٤٣﴾ 43-) Em lehüm ilâhun ğayrullah* subhanAllâhi amma yüşrikûn;
43-) Yoksa onların Allâh`ın gayrı tanrıları mı var? Subhan`dır Allâh, ortak koştuklarından!
وَإِنْ يَرَوْا كِسْفًا مِنَ السَّمَاءِ سَاقِطًا يَقُولُوا سَحَابٌ مَرْكُومٌ
﴿٤٤﴾ 44-) Ve in yerav kisfen mines Semai sakıtan yekulu sehabün merkum;
44-) Eğer semâdan düşen bir parça görseler: “Üst üste yığılmış bulutlar” derler.
فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذِي فِيهِ يُصْعَقُونَ
﴿٤٥﴾ 45-) Fezerhüm hattâ yulaku yevmehümülleziy fiyhi yus`akun;
45-) Bırak onları, dehşeti yaşayacakları (ölüm) günlerine kavuşuncaya kadar!
يَوْمَ لَا يُغْنِي عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
﴿٤٦﴾ 46-) Yevme lâ yuğniy anhüm keydühüm şey`en ve lâ hüm yunsarun;
46-) O gün ne tuzakları onlardan bir şey defeder ve ne de onlara yardım eden olur!
وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا عَذَابًا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
﴿٤٧﴾ 47-) Ve inne lilleziyne zalemu azâben dune zâlike ve lakinne ekserehüm lâ ya`lemun;
47-) Muhakkak ki o zâlim olanlara oradakinden önce de bir azap vardır! Ne var ki onların çoğunluğu bilmezler.
وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا ۖ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ
﴿٤٨﴾ 48-) Vasbir lihükmi Rabbike feinneke Bi a`yunina ve sebbıh Bi Hamdi Rabbike hıyne tekum;
48-) Rabbinin hükmüne sabret! Muhakkak ki sen gözetimimizlesin! (Gece) kalktığında Rabbinin Hamdi olarak tespih et…
وَمِنَ اللَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَارَ النُّجُومِ
﴿٤٩﴾ 49-) Ve minelleyli fesebbıhHU ve idbaren nücum;
49-) Gecenin bir kısmında ve yıldızlar kaybolurken de (Rabbinin Hamdi olarak) O`nu tespih et!
53- NECM SÛRESİ النجم Aynı anda dinleyip takip edebilirsinizTIKLA
سْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
BismillahirRahmânirRahiym
وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ
﴿١﴾ 1-) Ven necmi izâ heva;
1-) Necm`e (bölüm bölüm açığa çıkararak tüm hakikati anlatana) yemin olsun ki,

مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ
﴿٢﴾ 2-) Ma dalle sahıbuküm ve ma ğavâ;
2-) Arkadaşınız ne saptı ne de azdı!
وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَىٰ
﴿٣﴾ 3-) Ve ma yentıku anil heva;
3-) (O), hevâsından (hayalî şeyleri) konuşmaz!
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَىٰ
﴿٤﴾ 4-) İn huve illâ vahyun yuha;
4-) O yalnızca vahyolunan bir vahiydir!
عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَىٰ
﴿٥﴾ 5-) `Allemehu şediydulkuva;
5-) O`na kuvveleri şiddetli olan talim etti!
ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَىٰ
﴿٦﴾ 6-) Zû mirretin, festeva;
6-) O (kuvve) kendini fark ettirdi, böylece de istiva etti (böylece de vahye açık hâle geldi)!
وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَىٰ
﴿٧﴾ 7-) Ve huve Bil ufukıl a`lâ;
7-) O, Ufuk-u Âlâ (tüm dışsallığı kaplamış – âfakta) olduğu hâlde!
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ
﴿٨﴾ 8- ) Sümme dena fetedella;
8- ) Sonra yaklaştı, tedelli etti (âfaktan enfüse dönüştü müşahedesi).
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ
﴿٩﴾ 9-) Fekâne kabe kavseyni ev edna;
9-) İki yayın birleşimi (kab-ı kavseyn) veya Edna (daha da yakın) oldu!
فَأَوْحَىٰ إِلَىٰ عَبْدِهِ مَا أَوْحَىٰ
﴿١٠﴾ 10-) Feevha ila `abdiHİ ma evha;
10-) Böylece kuluna vahyettiğini vahyetti.
مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَىٰ
﴿١١﴾ 11-) Ma kezebel fuadu ma rea;
11-) FUAD (Kalbindeki nöronların beyinde açtığı gerçeklikle bütünleşti dıştan gelen bilgi) yalanlamadı (inkâr etmedi) gördüğünü!
أَفَتُمَارُونَهُ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ
﴿١٢﴾ 12-) Efe tumarunehu alâ ma yera;
12-) Gördüğü hakkında O`nunla tartışıyor musunuz?
وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ
﴿١٣﴾ 13-) Ve lekad reahu nezleten uhra;
13-) Andolsun ki Onu bir daha gördü (hakikatin bilincine inişiyle fark edilmesinde).
عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَىٰ
﴿١٤﴾ 14-) `Inde SidretilMünteha;
14-) Sidret-ül Münteha (şuur olarak sonsuz yaşam hissedişi) indînde.
عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَىٰ
﴿١٥﴾ 15-) `Indeha Cennetül Me`va;
15-) Cennet-ül Me`va da Onun (Sidret-ül Münteha`nın) indînde yaşanır!
إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ
﴿١٦﴾ 16-) İz yağşes sidrete ma yağşâ;
16-) O an ki, Sidre`yi (varlığını) bürüyen (hakikat nûru) bürüyordu (beden hissi kaybolmuş bir hâlde)!
مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ
﴿١٧﴾ 17-) Ma zâğal basaru ve ma tağâ;
17-) Görüşü ne kaydı (gayrı kavramına); ne de haddi aştı (hakikati müşahededen dolayı tanrılık davasına düşüp, Firavunlaştı)!
لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَىٰ
﴿١٨﴾ 18-) Lekad rea min âyâti Rabbihil kübra;
18-) Andolsun ki, Rabbinin (Hakikatini var kılan Esmâ özelliklerinin) işaretlerinden en büyüğünü gördü!
أَفَرَأَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزَّىٰ
﴿١٩﴾ 19-) Efe raeytümüllate vel `uzza;
19-) Gördünüz mü Lat`ı, Uzza`yı?
وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الْأُخْرَىٰ
﴿٢٠﴾ 20-) Ve menates salisetel uhra;
20-) Diğer üçüncüleri Menat`ı (böyle bir mi`râc yaşatabilirler mi)?
أَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْأُنْثَىٰ
﴿٢١﴾ 21-) Elekümüzzekeru ve lehül ünsâ;21-) Erkek sizin, dişi O`nun mu?
تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰ
﴿٢٢﴾ 22-) Tilke izen kısmetun dıyza;22-) Öyle ise bu insafsız paylaşmadır!
إِنْ هِيَ إِلَّا أَسْمَاءٌ سَمَّيْتُمُوهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ ۚ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْأَنْفُسُ ۖ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدَىٰ
﴿٢٣﴾ 23-) İn hiye illâ esmaun semmeytumuha entum ve abâuküm ma enzelAllâhu Biha min sultan* in yettebiune illazzane ve ma tehvel enfüs* ve lekad caehüm min Rabbihimül hüda;23-) Onlar ancak sizin ve atalarınızın isimlendirdiği, Allâh`ın hiçbir delil inzâl etmediği (arkası – müsemması olmayan yalnızca) isimlerden ibarettirler! Onlar, ancak zanna ve nefslerin hoşlandığı kuruntulara uyarlar… Andolsun ki kendilerine Rablerinden hakikat ilmi gelmiştir!
أَمْ لِلْإِنْسَانِ مَا تَمَنَّىٰ
﴿٢٤﴾ 24-) Em lil` İnsani ma temenna;
24-) Yoksa insanın her dilediği olacak diye bir kural mı var?
فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَىٰ
﴿٢٥﴾ 25-) FeLillâhil ahıretu vel ula;
25-) Allâh (Esmâ`sının özelliklerinin açığa çıkması) içindir sonsuz gelecek yaşam da dünya da!
۞ وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِنْ بَعْدِ أَنْ يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَرْضَىٰ
﴿٢٦﴾ 26-) Ve kem min melekin fiys Semavati lâ tuğniy şefa`atuhüm şey`en illâ min ba`di en ye`zenAllâhu li men yeşau ve yerda;26-) Semâlarda nice melek vardır ki, Allâh`ın dilediği ve razı olduğu için verdiği izin dışında, onların şefaati hiçbir fayda vermez!
إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلَائِكَةَ تَسْمِيَةَ الْأُنْثَىٰ
﴿٢٧﴾ 27-) İnnelleziyne lâ yu`minune Bil ahıreti leyusemmunel Melaikete tesmiyetel ünsâ;27-) Muhakkak ki sonsuz geleceklerine iman etmeyenler, melekleri elbette dişi olarak tanımlarlar.
وَمَا لَهُمْ بِهِ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ ۖ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا
﴿٢٨﴾ 28-) Ve ma lehüm Bihi min `ılm* in yettebiune illezzann* ve innezzanne lâ yuğniy minel Hakkı şey`a;
28-) Oysa bu hususta onların bir ilmi (delilleri) yoktur… Onlar ancak zanna uyuyorlar! Muhakkak ki zan, gerçeği yansıtmaz!
فَأَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلَّىٰ عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
﴿٢٩﴾ 29-) Fea`rıd an men tevella an zikriNA ve lem yurid illel hayâted dünya;
29-) Bizim zikrimize (hatırlattığımız hakikate) sırtını dönen ve dünya hayatının zevklerinden başka bir şey istemeyenden yüz çevir!
ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدَىٰ
﴿٣٠﴾ 30-) Zâlike mebleğuhüm minel `ılm* inne Rabbeke HUve a`lemu Bi men dalle an sebiliHİ ve HUve a`lemu Bi menihteda;
30-) Bilgilerinin onları ulaştıracağı son nokta işte budur (dünya zevkleriyle yaşayıp vefat etmek, başkasını düşünemezler)! Muhakkak ki Rabbin “HÛ” yolundan sapanı daha iyi bilir! “HÛ” daha iyi bilir hakikate ereni!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir