12. CÜZ 1. HİZİP


11- HÛD SÛRESİ هودAynı anda dinleyip takip edebilirsinizTIKLA
سْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ BismillahirRahmânirRahiym
وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ إِلَّا عَلَى اللَّهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهَا وَمُسْتَوْدَعَهَا ۚ كُلٌّ فِي كِتَابٍ مُبِينٍ
6-) Ve ma min dabbetin fiyl Ardı illâ alAllâhi rizkuha ve ya`lemu müstekarreha ve müstevdeaha* küllün fiy Kitabin mubiyn;6-) Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki, onun yaşam gıdası (rızkı) Allâh`a ait olmasın! Bilir onun karar kılacağı hâli de (sonunu) ve geçici olarak yaşamakta olduğunu da… Hepsi apaçık bir BİLGİdir!
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ وَكَانَ عَرْشُهُ عَلَى الْمَاءِ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا ۗ وَلَئِنْ قُلْتَ إِنَّكُمْ مَبْعُوثُونَ مِنْ بَعْدِ الْمَوْتِ لَيَقُولَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَٰذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ
7-) Ve HUvelleziy halekasSemavati vel Arda fiy sitteti eyyamin ve kâne ArşuHU alelMâi li yeblüveküm eyyüküm ahsenü amela* ve lein kulte inneküm meb`usûne min ba`dil mevti le yekulennelleziyne keferu in hazâ illâ sıhrun mubiyn;
7-) “HÛ” ki semâlar ve arzı altı aşama sürecinde yaratmıştır (enfüsî mânâda altı bilinç kademesindeki şuuru {semâ} ve bedeni {arzı}); O`nun Arşı (hükümranlığının açığa çıktığı Esmâ mertebesi) Su (evrenin hakikati olan dalga {wave} okyanusundaki İLİM – DATA olarak); (insan için değerlendirirsek: Esmâ`nın işaret ettiği özellikler kişinin şuuru ve bedeni {yüzde 80 SU yapısı – sudaki hafızanın çeşitli dalgalarla programlanması sonucu} üzerinde hükümrandır, anlamı düşünülebilir. A.H.) fevkindedir! Sizin hanginizin davranış olarak daha güzel şeyler açığa çıkaracağınızı belirlemek için… Andolsun ki: “Kesinlike siz ölümden sonra bâ`s olunacaksınız” desen; hakikat bilgisini inkâr edenler kesinlikle: “Bu apaçık bir sihirdir (olmayanı var göstermek)” derler.
وَلَئِنْ أَخَّرْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ إِلَىٰ أُمَّةٍ مَعْدُودَةٍ لَيَقُولُنَّ مَا يَحْبِسُهُ ۗ أَلَا يَوْمَ يَأْتِيهِمْ لَيْسَ مَصْرُوفًا عَنْهُمْ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
8- ) Ve lein ahharna anhümül azâbe ila ümmetin ma`dudetin le yekulünne ma yahbisüh* ela yevme ye`tiyhim leyse masrufen anhüm ve haka Bihim ma kânu Bihi yestehziun;
8- ) Andolsun ki, eğer azabı onlardan belirli bir süre ertelesek; kesinlikle: “Onu tutan nedir?” derler… Kesin olarak bilin ki! Onlara geldiği gün, onlardan geri çevrilecek değildir! Alay etmekte oldukları şey her yönden onları kuşatmıştır.
وَلَئِنْ أَذَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَاهَا مِنْهُ إِنَّهُ لَيَئُوسٌ كَفُورٌ
9-) Ve lein ezâknel İnsane minna rahmeten sümme neza`naha minh* innehu leyeusün kefur;
9-) Andolsun ki, eğer insana bizden bir rahmet tattırsak da sonra onu ondan çekip alsak, muhakkak ki o çok umutsuzluğa düşer ve çok nankör olur.
وَلَئِنْ أَذَقْنَاهُ نَعْمَاءَ بَعْدَ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ ذَهَبَ السَّيِّئَاتُ عَنِّي ۚ إِنَّهُ لَفَرِحٌ فَخُورٌ
10-) Ve lein ezâknahu na`mae ba`de darrae messethü le yekulenne zehebes seyyiatü anniy* innehu leferihun fehur;10-) Şayet yaşadığı bir sıkıntıdan sonra ona nimet tattırsak, elbette: “(Kendi aklımla) kötülüklerden kurtuldum” der… Muhakkak ki o, sevinçli ve kendiyle övünendir!
إِلَّا الَّذِينَ صَبَرُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُولَٰئِكَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ
11-) İllelleziyne saberu ve amilus salihat* ülaike lehüm mağfiretün ve ecrun kebiyr;
11-) Sabreden ve yararlı çalışmalar yapanlar bunun dışındadır. İşte onlara bağışlanma ve büyük mükâfat vardır.
فَلَعَلَّكَ تَارِكٌ بَعْضَ مَا يُوحَىٰ إِلَيْكَ وَضَائِقٌ بِهِ صَدْرُكَ أَنْ يَقُولُوا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ كَنْزٌ أَوْ جَاءَ مَعَهُ مَلَكٌ ۚ إِنَّمَا أَنْتَ نَذِيرٌ ۚ وَاللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ
12-) Felealleke tarikün ba`da ma yuha ileyke ve daikun Bihi sadruke en yekulu levla ünzile aleyhi kenzün ev cae meahu melek* innema ente neziyr* vAllâhu alâ külli şey`in Vekiyl;
12-) (Rasûlüm!) Belki de sen, “O`na bir hazine inzâl edilseydi yahut beraberinde bir melek gelseydi ya” demelerinden (akılla değerlendirilen yerine gözle değerlendirilen mucize istemelerinden ötürü), için daralıp, sana vahyolunanın bazısını bildirmeyi terk edecek misin? Sen ancak bir uyarıcısın! Allâh her şeye Vekiyl`dir.
أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ ۖ قُلْ فَأْتُوا بِعَشْرِ سُوَرٍ مِثْلِهِ مُفْتَرَيَاتٍ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
13-) Em yekulunefterah* kul fe`tu Bi aşri süverin mislihi müftereyatin ved`u menisteta`tüm min dunillâhi in küntüm sadikıyn;13-) Yoksa “Onu (Muhammed a.s.) uydurdu” mu diyorlar… De ki: “(Eğer beşer uydurması diyorsanız) hadi siz de onun benzeri on sûre getirin… Allâh isminin işaret ettiği anlamla hiç ilgisi olmayan (tanrılarınızdan) elinizin erdiği kim varsa, (onu da yardıma) çağırın… Eğer sözünüzde
فَإِلَّمْ يَسْتَجِيبُوا لَكُمْ فَاعْلَمُوا أَنَّمَا أُنْزِلَ بِعِلْمِ اللَّهِ وَأَنْ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ فَهَلْ أَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
14-) Fe illem yesteciybu leküm fa`lemu ennema ünzile Bi ılmillâhi ve en lâ ilâhe illâ HU* fehel entüm müslimun;
14-) Eğer size cevap vermediler ise, (şunu) iyi bilin: O yalnızca Allâh ilmi olarak inzâl olunmuştur! Tanrı yoktur; sadece “HÛ”! Artık teslim olacak mısınız?
مَنْ كَانَ يُرِيدُ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا وَزِينَتَهَا نُوَفِّ إِلَيْهِمْ أَعْمَالَهُمْ فِيهَا وَهُمْ فِيهَا لَا يُبْخَسُونَ
15-) Men kâne yüriydül hayated dünya ve ziyneteha nüveffi ileyhim a`malehüm fiyha ve hüm fiyha lâ yübhasun;
15-) Kim dünya hayatını ve onun süslü değerlerini irade ederse, yaptıklarının karşılığını tümüyle orada veririz… Onların dünyadaki karşılığı hiç eksiltilmez (dünya için yaşayan karşılığını dünyada alır ve biter).

أُولَٰئِكَ الَّذِينَ لَيْسَ لَهُمْ فِي الْآخِرَةِ إِلَّا النَّارُ ۖ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا فِيهَا وَبَاطِلٌ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
16-) Ülaikelleziyne leyse lehüm fiyl ahireti illen nar* ve habita ma saneu fiyha ve bâtılun ma kânu ya`melun;16-) İşte onlar öyle kimselerdir ki sonsuz gelecekte kendileri için ateşten başka bir şey yoktur… Yapıp ürettikleri şeyler orada getiri sağlamaz. Yapmakta oldukları şey boştur.
أَفَمَنْ كَانَ عَلَىٰ بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّهِ وَيَتْلُوهُ شَاهِدٌ مِنْهُ وَمِنْ قَبْلِهِ كِتَابُ مُوسَىٰ إِمَامًا وَرَحْمَةً ۚ أُولَٰئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ ۚ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهِ مِنَ الْأَحْزَابِ فَالنَّارُ مَوْعِدُهُ ۚ فَلَا تَكُ فِي مِرْيَةٍ مِنْهُ ۚ إِنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ
17-) Efemen kâne alâ beyyinetin min Rabbihi ve yetluhu şahidün minhu ve min kablihi Kitabu Musa imamen ve rahmeh* ülaike yu`minune Bihi* ve men yekfür Bihi minel ahzabi fennaru mev`ıduh* fela tekü fiy miryetin minhu innehül Hakku min Rabbike ve lâkinne ekseren Nasi lâ yu`minun;
17-) Böyleleri, Rabbinden bir açık kanıt üzere yaşayan kimse gibi midir? O`ndan bir şahit (Kur`ân) onu takip eder; (üstelik) Ondan önce bir önder ve rahmet olarak Musa`nın Kitabı da (ondakileri tasdikler)… İşte onlar O`na hak olarak iman ederler… Sakın şunlardan olma: Kim O`nu inkâr ederse, onun vadedilmiş yeri Nâr`dır… Ondan bir kuşku içinde olma… Muhakkak ki Rabbinden Hakk`tır O! Fakat insanların çoğunluğu iman etmezler.
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَىٰ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا ۚ أُولَٰئِكَ يُعْرَضُونَ عَلَىٰ رَبِّهِمْ وَيَقُولُ الْأَشْهَادُ هَٰؤُلَاءِ الَّذِينَ كَذَبُوا عَلَىٰ رَبِّهِمْ ۚ أَلَا لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ
18-) Ve men azlemü mimmeniftera alAllâhi keziba* ülaike yu`radune alâ Rabbihim ve yekulül eşhadü haülailleziyne kezebu alâ Rabbihim* ela lâ`netullahi alez zâlimiyn;
18-) Allâh hakkında yalan konuşarak iftira atandan daha zâlim kimdir? Onlar Rablerine arzolunurlar! Şahitler de: “İşte bunlar Rableri üzerine yalan söyleyenlerdir” der… Dikkat edin, Allâh lâneti zâlimler üzerinedir (nefsine zulmederek hakikatindeki kuvvelerden uzak düşmüşlük).
الَّذِينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُمْ بِالْآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ
19-) Elleziyne yesuddune an sebiylillâhi ve yebğuneha `ıveca* ve hüm Bil ahireti hüm kâfirun;
19-) Onlar ki, Allâh yolundan alıkoyarlar ve onu (doğru yolu) eğriltmek isterler… Onlar, (işte) onlar geleceklerindeki sonsuz yaşam süreçlerini de inkâr edenlerdir!
أُولَٰئِكَ لَمْ يَكُونُوا مُعْجِزِينَ فِي الْأَرْضِ وَمَا كَانَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ أَوْلِيَاءَ ۘ يُضَاعَفُ لَهُمُ الْعَذَابُ ۚ مَا كَانُوا يَسْتَطِيعُونَ السَّمْعَ وَمَا كَانُوا يُبْصِرُونَ
20-) Ülaike lem yekûnu mu`ciziyne fiyl Ardı ve ma kâne lehüm min dûnillâhi min evliyâ`* yudaafü lehümül azâb* ma kânu yestetıy`unes sem`a ve ma kânu yubsırun;
20-) Onlar arzda âciz bırakıcılar olmadılar (Sünnetullâh`ı geçersiz kılamazlar; herkes yaptığının sonucunu kesinlikle yaşayacaktır)… Onların Allâh dûnunda velîleri de yoktur… Onlara azap kat kat olur… (Zira onlar) algılayamadılar ve basîretleriyle değerlendiremediler.
أُولَٰئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
21-) Ülaikelleziyne hasiru enfüsehüm ve dalle anhüm ma kânu yefterun;
21-) İşte bunlar nefslerini hüsrana uğratanlardır! Uydurmakta oldukları şeyler de (varsandıkları tanrılar) onlardan kaybolup gitti.
لَا جَرَمَ أَنَّهُمْ فِي الْآخِرَةِ هُمُ الْأَخْسَرُونَ
22-) Lâ cerame ennehüm fiyl ahireti hümül ahserun;
22-) Gerçek şu ki onlar sonsuz gelecek sürecinde en fazla hüsrana uğrayanlar olacaklardır.
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَأَخْبَتُوا إِلَىٰ رَبِّهِمْ أُولَٰئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ ۖ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
23-) İnnelleziyne amenû ve amilus salihati ve ahbetu ila Rabbihim, ülaike ashabül cenneti, hüm fiyha halidun;
23-) Muhakkak ki iman edip imanın gereği fiilleri ortaya koyanlar ve Rablerine huşû ve itaat hâlinde olanlar var ya, işte onlar cennet ehlidir! Onlar orada ebedî kalıcılardır.
مَثَلُ الْفَرِيقَيْنِ كَالْأَعْمَىٰ وَالْأَصَمِّ وَالْبَصِيرِ وَالسَّمِيعِ ۚ هَلْ يَسْتَوِيَانِ مَثَلًا ۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
24-) Meselül feriykayni kel a`ma vel esammi vel basıyri ves semiy`i, hel yesteviyani mesela* efela tezekkerun;
24-) Bu iki grubun misali, kör ve sağır ile gören ve algılayan farkına benzer! Misaldeki bu ikisi eşit olur mu? Hâlâ tezekkür etmiyor musunuz?
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِ إِنِّي لَكُمْ نَذِيرٌ مُبِينٌ
25-) Ve lekad erselna Nuhan ila kavmih* inniy leküm neziyrun mubiyn;
25-) Andolsun biz, Nuh`u kavmine irsâl ettik… (O da): “Muhakkak ki ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.”
أَنْ لَا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّهَ ۖ إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ أَلِيمٍ
26-) En lâ ta`budu illAllâh* inniy ehafü aleyküm azâbe yevmin eliym;
26-) “Allâh`tan başkasına tapınmayın… Gerçekten ben ulaşacağınız acı bir günün azabından korarım” (dedi).
فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا نَرَاكَ إِلَّا بَشَرًا مِثْلَنَا وَمَا نَرَاكَ اتَّبَعَكَ إِلَّا الَّذِينَ هُمْ أَرَاذِلُنَا بَادِيَ الرَّأْيِ وَمَا نَرَىٰ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ بَلْ نَظُنُّكُمْ كَاذِبِينَ
27-) Fekalel meleülleziyne keferu min kavmihi ma nerake illâ beşeren mislena ve ma neraket tebeake illelleziyne hüm erazilüna badiyerre`y* ve ma nera leküm aleyna min fadlin bel nezunnüküm kazibiyn;
27-) Onun halkından hakikat bilgisini inkâr edenlerin ileri gelenleri: “Seni yalnızca bizim benzerimiz bir beşer olarak görüyoruz… Basit görüşle hareket eden (düşüncesiz) ayak takımlarımızdan (mal ve mevkileri olmayan) başkasının, sana tâbi olduğunu da görmüyoruz… Sizin bizim üzerimize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz… Aksine, yalan söylemekte olduğunuz kanaatindeyiz” dediler.
قَالَ يَا قَوْمِ أَرَأَيْتُمْ إِنْ كُنْتُ عَلَىٰ بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَآتَانِي رَحْمَةً مِنْ عِنْدِهِ فَعُمِّيَتْ عَلَيْكُمْ أَنُلْزِمُكُمُوهَا وَأَنْتُمْ لَهَا كَارِهُونَ
28-) Kale ya kavmi eraeytüm in küntü alâ beyyinetin min Rabbiy ve ataniy rahmeten min ındiHİ fe`ummiyet aleyküm* enülzimükümuha ve entüm leha karihun;
28-) (Nuh) dedi ki: “Ey halkım… Gördünüz mü? Ya Rabbimden bir açık kanıtım varsa ve O indînden bir rahmet (nübüvvet) vermiş de siz bunu değerlendiremiyorsanız? Siz ondan hoşlanmadığınız hâlde, biz size onu zorla mı kabul ettireceğiz?”
وَيَا قَوْمِ لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًا ۖ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى اللَّهِ ۚ وَمَا أَنَا بِطَارِدِ الَّذِينَ آمَنُوا ۚ إِنَّهُمْ مُلَاقُو رَبِّهِمْ وَلَٰكِنِّي أَرَاكُمْ قَوْمًا تَجْهَلُونَ
29-) Ve ya kavmi lâ es`elüküm aleyhi malen, in ecriye illâ alAllâhi ve ma ene Bi taridilleziyne amenû* innehüm mülaku Rabbihim ve lakinniy eraküm kavmen techelun;
29-) “Ey halkım… Bunun için sizden bir karşılık istemiyorum… Benim yaptığımın karşılığı ancak Allâh`a aittir… Ben, (siz onları aşağı görseniz de) iman edenleri yanımdan uzaklaştıramam! Muhakkak ki onlar Rablerine kavuşacaklardır… Fakat ben sizi cahillik eden bir halk olarak görüyorum.”
وَيَا قَوْمِ مَنْ يَنْصُرُنِي مِنَ اللَّهِ إِنْ طَرَدْتُهُمْ ۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
30-) Ve ya kavmi men yensuruniy minAllâhi in taredtühüm* efela tezekkerun;
30-) “Ey halkım… Eğer onları uzaklaştırırsam Allâh`a karşı bana kim yardım eder? Düşünemiyor musunuz?”
وَلَا أَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا أَقُولُ إِنِّي مَلَكٌ وَلَا أَقُولُ لِلَّذِينَ تَزْدَرِي أَعْيُنُكُمْ لَنْ يُؤْتِيَهُمُ اللَّهُ خَيْرًا ۖ اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا فِي أَنْفُسِهِمْ ۖ إِنِّي إِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ
31-) Ve lâ ekulü leküm ındiy hazainullahi ve lâ a`lemül ğaybe ve lâ ekulü inniy melekün ve lâ ekulü lilleziyne tezderiy a`yunüküm len yü`tiyehümullâhu hayra* Allâhu a`lemü Bima fiy enfüsihim* inniy izen leminez zâlimiyn;
31-) “Size, Allâh`ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum… Gaybı da bilmem… Ben bir meleğim de demiyorum… Hor-hakir gördüğünüz kimseler için, Allâh asla onlara bir hayır vermez de demiyorum… Onların içlerinde ne olduğunu Allâh daha iyi bilir… (Bunların aksini söylersem) ben kesinlikle zâlimlerden olurum.”
قَالُوا يَا نُوحُ قَدْ جَادَلْتَنَا فَأَكْثَرْتَ جِدَالَنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
32-) Kalu ya Nuhu kad cadeltena feekserte cidalena fe`tina Bima te`ıdüna in künte minas sadikıyn;
32-) Dediler ki: “Ey Nuh… Bizimle gerçekten mücadele ettin… Bunda çok ileri gittin! Eğer doğrucuysan, bizi tehdit ettiğin şeyi, bize getir.”
قَالَ إِنَّمَا يَأْتِيكُمْ بِهِ اللَّهُ إِنْ شَاءَ وَمَا أَنْتُمْ بِمُعْجِزِينَ
33-) Kale innema ye`tiyküm Bihillâhu inşâe ve ma entüm Bi mu`ciziyn;
33-) (Nuh) dedi ki: “Eğer dilerse onu size ancak Allâh getirir! Siz, Allâh`ı dilediğini yapmakta âciz bırakamazsınız.”
وَلَا يَنْفَعُكُمْ نُصْحِي إِنْ أَرَدْتُ أَنْ أَنْصَحَ لَكُمْ إِنْ كَانَ اللَّهُ يُرِيدُ أَنْ يُغْوِيَكُمْ ۚ هُوَ رَبُّكُمْ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
34-) Ve lâ yenfeuküm nushıy in eredtü en ensaha leküm in kânAllâhu yüriydü en yuğviyeküm* HUve Rabbuküm ve ileyHİ turce`un;
34-) “Eğer Allâh sizi saptırmayı irade ederse; ben size öğüt vermek istesem de öğüdüm yarar sağlamaz. O, Rabbinizdir ve O`na rücu ettiriliyorsunuz.”
أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ ۖ قُلْ إِنِ افْتَرَيْتُهُ فَعَلَيَّ إِجْرَامِي وَأَنَا بَرِيءٌ مِمَّا تُجْرِمُونَ
35-) Em yekulunefterah* kul iniftereytühu fe`aleyye icramiy ve ene beriy`ün mimma tücrimun;
35-) Yoksa: “Onu uydurdu” mu diyorlar… De ki: “Eğer onu uydurdum ise, suçumun karşılığı banadır… Ben sizin suçunuzdan berîyim.”
وَأُوحِيَ إِلَىٰ نُوحٍ أَنَّهُ لَنْ يُؤْمِنَ مِنْ قَوْمِكَ إِلَّا مَنْ قَدْ آمَنَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
36-) Ve uhıye ila Nuhın ennehu len yu`mine min kavmike illâ men kad amene fela tebteis Bima kânu yef`alun;
36-) Nuh`a vahyolundu ki: “Halkından, iman etmiş olanlar dışında kimse iman etmeyecek… (Artık) onların yapmakta olduklarından dolayı üzgün olma!”

وَاصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا ۚ إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
37-) Vasnaılfülke Bi a`yunina ve vahyina ve lâ tuhatıbniy fiylleziyne zalemu* innehüm muğrekun;
37-) Gözlerimiz olarak (mâiyet sırrına işaret bu ifade), vahyimizce gemiyi yap… Zâlimler hakkında (şefaat için) bana yönelme… Kesinlikle onlar boğulacaklardır!
وَيَصْنَعُ الْفُلْكَ وَكُلَّمَا مَرَّ عَلَيْهِ مَلَأٌ مِنْ قَوْمِهِ سَخِرُوا مِنْهُ ۚ قَالَ إِنْ تَسْخَرُوا مِنَّا فَإِنَّا نَسْخَرُ مِنْكُمْ كَمَا تَسْخَرُونَ
38-) Ve yasnaul fülke ve küllema merra aleyhi meleün min kavmihi sehıru minh* kale in tesharu minna feinna nesharu minküm kema tesharun;
38-) Gemiyi yapıyor(du)… Halkının ileri gelenleri Ona her uğradıklarında, alay ediyorlardı… (Nuh) dedi ki: “Eğer bizimle alay ederseniz, sizin alay ettiğiniz gibi (gün gelir) biz de sizinle alay ederiz.”

فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ يَأْتِيهِ عَذَابٌ يُخْزِيهِ وَيَحِلُّ عَلَيْهِ عَذَابٌ مُقِيمٌ
39-) Fesevfe ta`lemune men ye`tiyhi azâbün yuhziyhi ve yehıllu aleyhi azâbün mukıym;
39-) “Bugünkü alçaltıcı azabın kime geleceğini; (gelecekteki) kalıcı azabın da kime ineceğini yakında bileceksiniz.”
حَتَّىٰ إِذَا جَاءَ أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ قُلْنَا احْمِلْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ وَمَنْ آمَنَ ۚ وَمَا آمَنَ مَعَهُ إِلَّا قَلِيلٌ
40-) Hatta izâ cae emruna ve farettennuru, kul nahmil fiyha min küllin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebeka aleyhil kavlü ve men amen* ve ma amene meahu illâ kaliyl;
40-) Nihayet hükmümüz geldiğinde ve sular kaynaklardan fışkırıp taştığında dedik ki: “Ona, her cinsten bir çift ile daha önce aleyhlerine hüküm verilmiş olanlar dışında, aileni ve tüm iman etmiş olanları yükle”… Zaten Onunla beraber iman eden çok azdı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir