11. CÜZ 1. HİZİP


09- TEVBE SÛRESİ التوبةAynı anda dinleyip takip edebilirsinizTIKLA
سْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ BismillahirRahmânirRahiym
يَعْتَذِرُونَ إِلَيْكُمْ إِذَا رَجَعْتُمْ إِلَيْهِمْ ۚ قُلْ لَا تَعْتَذِرُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّأَنَا اللَّهُ مِنْ أَخْبَارِكُمْ ۚ وَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَىٰ عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
94-) Ya`tezirune ileyküm izâ reca`tüm ileyhim* kul lâ ta`teziru len nu`mine leküm kad nebbeenAllâhu min ahbariküm* ve seyerAllâhu ameleküm ve RasûluHU sümme türaddune ila Alimil ğaybi veşşehadeti feyünebbiuküm Bi ma küntüm ta`melun;94-) Savaştan döndüğünüzde size mazeret beyan edecekler… De ki: “Özür beyan etmeyin… Size asla inanmayacağız… (Zaten) Allâh bizi, sizin durumunuzdan haberdar etti… Allâh ve Rasûlü sizin ortaya koyduğunuzun sonucunu görecek; sonra algılanamayan ve algılanan âlemlerin Aliym`ine döndürülürsünüz! (O da) size yapmakta olduklarınızın anlamını ve sonucunu bildirecek.”
سَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَكُمْ إِذَا انْقَلَبْتُمْ إِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْ ۖ فَأَعْرِضُوا عَنْهُمْ ۖ إِنَّهُمْ رِجْسٌ ۖ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
95-) Seyahlifune Billâhi leküm izenkalebtüm ileyhim litu`ridu anhüm* fea`ridu anhüm* innehüm ricsün, ve me`vahüm cehennem* cezaen Bi ma kânu yeksibun;
95-) Onlara döndüğünüzde, kendilerini rahat bırakmanız için, Esmâ`sıyla onların hakikati olan Allâh adına yemin edeceklerdir… Siz de terk edin onları! Muhakkak ki onlar tiksinilecek şeylerdir! Yaptıklarının getirisi olarak onların sığınağı Cehennemdir.
يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْا عَنْهُمْ ۖ فَإِنْ تَرْضَوْا عَنْهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يَرْضَىٰ عَنِ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ
96-) Yahlifune leküm literdav anhüm* fein terdav anhüm feinnAllâhe lâ yerda anil kavmil fasikıyn;
96-) Kendilerinden razı olasınız diye size yemin ederler… Siz onlardan razı olsanız da, Allâh o inancı bozuklar topluluğundan razı olmaz!
الْأَعْرَابُ أَشَدُّ كُفْرًا وَنِفَاقًا وَأَجْدَرُ أَلَّا يَعْلَمُوا حُدُودَ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَىٰ رَسُولِهِ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
97-) El`arabu eşeddü küfren ve nifakan ve ecderu ella ya`lemu hudude ma enzelAllâhu alâ RasûliHİ, vAllâhu Aliymun Hakiym;
97-) Bedevîler, küfür ve nifak itibarıyla daha şiddetlidirler… Allâh`ın, Rasûlü`ne inzâl ettiğinin inceliklerini anlamamaya daha yatkındırlar… Allâh Aliym`dir, Hakiym`dir.
وَمِنَ الْأَعْرَابِ مَنْ يَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ مَغْرَمًا وَيَتَرَبَّصُ بِكُمُ الدَّوَائِرَ ۚ عَلَيْهِمْ دَائِرَةُ السَّوْءِ ۗ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
98-) Ve minel a`rabi men yettehızü ma yünfiku mağremen ve yeterabbesu Bikümüd devair* aleyhim dairetüssev`* vAllâhu Semiy`un `Aliym;
98-) Bedevîlerden kimi vardır ki, infak ettiğini boşa gitmiş sayar ve sizde devranın belâsının açığa çıkmasını umarlar… Devranın belâsı üzerlerine olsun! Allâh Semi`dir, Aliym`dir.
وَمِنَ الْأَعْرَابِ مَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ قُرُبَاتٍ عِنْدَ اللَّهِ وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِ ۚ أَلَا إِنَّهَا قُرْبَةٌ لَهُمْ ۚ سَيُدْخِلُهُمُ اللَّهُ فِي رَحْمَتِهِ ۗ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
99-) Ve minel a`rabi men yu`minu Billâhi vel yevmil ahıri ve yettehızü ma yünfiku kurubatin indAllâhi ve salevatir Rasûl* ela inneha kurbetün lehüm* seyudhıluhumullâhu fiy rahmetiHİ, innAllâhe Ğafûrun Rahıym;
99-) Bedevîlerden kimi de vardır ki, Esmâ`sıyla onların hakikati olan Allâh`a ve yaşanacak sonsuz sürece iman eder ve infak ettiğini Allâh indînde yakınlığa vesile olacak şeyler olarak düşünür; Rasûlullâh`ın dualarında yer almak için vesile edinir… Dikkat edin, muhakkak ki o (infak ettikleri), kendileri için bir yakınlık vesilesidir… Allâh onları rahmetine dâhil edecektir… Muhakkak ki Allâh Ğafûr`dur, Rahıym`dir.
وَالسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ۚ ذَٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
100-) Vessabikunel evvelune minel muhaciriyne vel`ensari velleziynettebeuhüm Bi ihsanin radıyAllâhu anhüm ve radu anHU, ve eadde lehüm cennatin tecriy tahtehel`enharu halidiyne fiyha ebeda* zâlikel fevzül azıym;
100-) Muhacir (Mekke`den hicret etmişler) ve Ensardan (Medine`nin yerlileri) ilk öne geçenlerle, onlara hakikati müşahede yollu (ihsan ile) tâbi olmuşlar var ya, işte onlardan Allâh razı olmuştur… (Onlar da) “HÛ”dan razı olmuşlardır! Onlar için, içinde sonsuz yaşayacakları altlarından nehirler akan cennetler hazırlamıştır… İşte bu aziym bir kurtuluştur.
وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْأَعْرَابِ مُنَافِقُونَ ۖ وَمِنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ ۖ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْ ۖ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ ۚ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ إِلَىٰ عَذَابٍ عَظِيمٍ
101-) Ve mimmen havleküm minel a`rabi münafikun* ve min ehlil Mediyneti meradu alennifakı lâ ta`lemuhüm* nahnü na`lemuhüm* senüazzibuhüm merreteyni sümme yüreddune ila azâbin azıym;
101-) Hem Bedevîlerden etrafınızda münafıklar var, hem de Medine halkından ikiyüzlülükte ısrarlı hünerli kimseler var… Sen onları bilmezsin; Biz biliriz… Biz onlara iki kere azap yaşatacağız… Sonra da en büyük azaba döndürülürler!
وَآخَرُونَ اعْتَرَفُوا بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُوا عَمَلًا صَالِحًا وَآخَرَ سَيِّئًا عَسَى اللَّهُ أَنْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ ۚ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
102-) Ve aharuna`terefu Bi zünubihim haletu amelen salihan ve ahare seyyia* asellahu en yetube aleyhim* innAllâhe Ğafûrun Rahıym;
102-) (Sefere çıkmayanların) diğer bir kısmı ise suçlarını itiraf ettiler… Onlar doğru iş ile diğer kötü bir işi karıştırdılar… Umulur ki Allâh onların tövbesini kabul eder… Muhakkak ki Allâh Ğafûr`dur, Rahıym`dir.
خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ ۖ إِنَّ صَلَاتَكَ سَكَنٌ لَهُمْ ۗ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
103-) Hüz min emvalihim sadakaten tütahhiruhüm ve tüzekkiyhim Biha ve salli aleyhim* inne salâteke sekenün lehüm* vAllâhu Semiy`un `Aliym;
103-) Onların mallarından bir sadaka al ki, böylece onları temizleyesin; onunla kendilerini arındırasın. Onlara yönel, dua et… Muhakkak ki senin salâtın (yönelişin) onlar için huzur, güven kaynağıdır. Allâh Semi`dir, Aliym`dir.
أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَأْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
104-) Elem ya`lemu ennAllâhe HUve yakbelüt tevbete an ıbadiHİ ve ye`huzüs sadakati ve ennAllâhe HUvet Tevvabur Rahıym;104-) Anlamadılar mı ki Allâh, kullarından tövbeyi kabul eden ve sadakaları alan “HÛ”dur! “HÛ” Tevvab, Rahıym Allâh`tır!
وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ ۖ وَسَتُرَدُّونَ إِلَىٰ عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
105-) Ve kulı`melu fe seyerAllâhu ameleküm ve RasûluHU vel mu`minun* ve setüreddune ila Alimil ğaybi veş şehadeti feyünebbiuküm Bi ma küntüm ta`melun;
105-) De ki: “Çalışın! Allâh, Rasûlü ve iman edenler sizin yaptıklarınızı görecek… Siz algılanmayan ve algılananın (gayb ve şehâdetin) Aliym`ine döndürülmenin sonuçlarını yaşayacaksınız! (O) size yaptıklarınızın anlamını bildirecektir.”
وَآخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِأَمْرِ اللَّهِ إِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَإِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
106-) Ve aharune mürcevne liemrillâhi imma yuazzibuhüm ve imma yetubu aleyhim* vAllâhu Aliymun Hakiym;
106-) (Savaş için sefere çıkmayan) diğer bir kısım da Allâh hükmüne bırakılmışlardır… Ya onlara azap yaşatır ya da tövbe nasip eder… Allâh Aliym`dir, Hakiym`dir.
وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ وَإِرْصَادًا لِمَنْ حَارَبَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ مِنْ قَبْلُ ۚ وَلَيَحْلِفُنَّ إِنْ أَرَدْنَا إِلَّا الْحُسْنَىٰ ۖ وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
107-) Velleziynettehazu mesciden dıraren ve küfren ve tefriykan beynel mu`miniyne ve ırsaden limen harebAllâhe ve RasûleHU min kabl* ve leyahlifünne in eradna illel Hüsna* vAllâhu yeşhedü innehüm le kâzibun;
107-) Bir de iman edenlere zarar vermek, küfür, iman edenler arasında ayrılık çıkarmak ve daha önce Allâh`a ve Rasûlü`ne savaş açmış kimseyi gözetmek için mescit açmış olanlar var… “İyilikten başka bir amacımız yoktu” diye yemin ederler… Allâh şahitlik eder ki, onlar kesinlikle yalancılardır.
لَا تَقُمْ فِيهِ أَبَدًا ۚ لَمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى التَّقْوَىٰ مِنْ أَوَّلِ يَوْمٍ أَحَقُّ أَنْ تَقُومَ فِيهِ ۚ فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَنْ يَتَطَهَّرُوا ۚ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ
108-) Lâ tekum fiyhi ebeda* lemescidün üssise alet takva min evveli yevmin ehakku en tekume fiyh* fiyhi Ricalün yuhıbbune en yetetahheru* vAllâhu yuhıbbul muttahhiriyn;
108-) O mescidin (mescid-i dırar`ın) içinde asla namaza durma! Tâ ilk gününden temeli takva üzere tesis edilmiş mescid, içinde kıyam etmene elbette daha lâyıktır… Orada arınmışlığı seven rical vardır… Allâh arınanları sever.
أَفَمَنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَىٰ تَقْوَىٰ مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانٍ خَيْرٌ أَمْ مَنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَىٰ شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَانْهَارَ بِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ ۗ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
109-) Efemen essese bünyanehu alâ takva minAllâhi ve rıdvanin hayrun emmen essese bünyanehu alâ şefa cürüfin harin fenhare Bihi fiy nari cehennem* vAllâhu lâ yehdil kavmez zâlimiyn;
109-) Binasını Allâh`tan bir takva ve rıdvan üzere kuran kimse mi hayırlıdır yoksa binasını yıkılmaya yüz tutmuş uçurumun kenarı üzere kurup da onunla Cehennem ateşinin içine yuvarlanan kimse mi? Allâh zâlimler topluluğuna (şirk, küfür ve nifak ehline) hakikati yaşatmaz!
لَا يَزَالُ بُنْيَانُهُمُ الَّذِي بَنَوْا رِيبَةً فِي قُلُوبِهِمْ إِلَّا أَنْ تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمْ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
110-) Lâ yezalu bünyanühümülleziy benev riybeten fiy kulubihim illâ en tekattaa kulubühüm* vAllâhu Aliymun Hakiym;110-) Onların kurdukları mescidleri; kalpleri parçalanmadıkça, içlerinde bir kuşku olarak devam edecektir… Allâh Aliym`dir, Hakiym`dir.
إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَىٰ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ ۚ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ ۖ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنْجِيلِ وَالْقُرْآنِ ۚ وَمَنْ أَوْفَىٰ بِعَهْدِهِ مِنَ اللَّهِ ۚ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُمْ بِهِ ۚ وَذَٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
111-) İnnAllâheştera minel mu`miniyne enfüsehüm ve emvalehüm Bienne lehümül cennete, yukatilune fiy sebiylillâhi feyaktülune ve yuktelune va`den aleyhi hakkan fiyt Tevrati vel İnciyli vel Kur`an* ve men evfa Bi ahdiHİ minAllâhi festebşiru Bi bey`ıkümülleziy baya`tüm BiHİ, ve zâlike hüvel fevzül azıym;
111-) Muhakkak ki Allâh iman edenlerden, karşılığında onlara cennet vermek üzere, nefslerini ve mallarını satın almıştır… Allâh uğruna savaşıp, öldürürler veya öldürülürler… Tevrat`ta, İncil`de ve Kurân`da, üstlendiği Hak vaattir! Kim Allâh`tan daha kuvvetli, ahdini yerine getirebilir? O hâlde O`nunla yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin! Aziym kurtuluş işte budur!
التَّائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْآمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللَّهِ ۗ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
112-) EtTaibunel Abiydunel Hamidunes Saihuner Raki`unes Sacidunel Amirune Bil ma`rufi venNahune anil münkeri vel Hafizune li hududillah* ve beşşiril mu`miniyn;
112-) Tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, seyahat edenler, rükû edenler (Azameti İlâhiyye`yi müşahede edip eğilenler), secde edenler (mutlak kulluğunu itiraf edenler), olumlu olanı emredenler, olumsuzdan yasaklayanlar ve Allâh`ın koyduğu sınırları muhafaza edenler… Müjdele o iman edenleri!
مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ آمَنُوا أَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوا أُولِي قُرْبَىٰ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
113-) Ma kâne linNebiyyi velleziyne amenû en yestağfiru lil müşrikiyne velev kânu üliy kurba min ba`di ma tebeyyene lehüm ennehüm ashabül cahıym;
113-) Ne En Nebi`ye ne de iman edenlere, akraba dahi olsalar, ateş ehli oldukları açıkça belli olduktan sonra şirk koşanlar için bağışlanma dilemeleri olur şey değil (zira “Allâh şirki bağışlamaz”)! (Açıklaması şudur: Allâh kişinin beyninde öyle bir sistem oluşturmuştur ki; o sisteme göre şirk düşüncesi yani bir dışsal varlığa tapınma hâli yaşayan beyin kendi yapısında bulunan ilâhî kuvvetleri harekete geçirme yetisinden mahrum kalır.)
وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ إِبْرَاهِيمَ لِأَبِيهِ إِلَّا عَنْ مَوْعِدَةٍ وَعَدَهَا إِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ أَنَّهُ عَدُوٌّ لِلَّهِ تَبَرَّأَ مِنْهُ ۚ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ لَأَوَّاهٌ حَلِيمٌ
114-) Ve ma kânestiğfaru İbrahiyme li ebiyhi illâ an mev`ıdetin veadeha iyyah* felemma tebeyyene lehu ennehu adüvvün lilhahi teberrae minhü, inne İbrahiyme le Evvahün Haliym;
114-) Babası için İbrahim`in istiğfarı, ancak ona verdiği bir söz yüzünden idi… Onun bir Allâh düşmanı olduğu açıkça kendisine belli olunca, ondan uzaklaştı… Muhakkak ki İbrahim ince kalpli ve hilm sahibiydi.
وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُضِلَّ قَوْمًا بَعْدَ إِذْ هَدَاهُمْ حَتَّىٰ يُبَيِّنَ لَهُمْ مَا يَتَّقُونَ ۚ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
115-) Ve ma kânAllâhu liyudılle kavmen ba`de iz hedahüm hatta yübeyyine lehüm ma yettekun* innAllâhe Bi külli şey`in Aliym;
115-) Allâh bir topluluğu hakikate erdirdikten sonra, saptırmaz; korunacakları şeyler kendilerine açıkça belli olup, onlardan sapma olmadıkça! Muhakkak ki Allâh Bi-küllî şey`in Aliym`dir.
إِنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ يُحْيِي وَيُمِيتُ ۚ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
116-) İnnAllâhe leHU mülküs Semavati vel Ard* yuhyiy ve yümiyt* ve ma leküm min dûnillâhi min veliyyin ve lâ nasıyr;116-) Semâların ve arzın mülkü Allâh içindir… Diriltir ve öldürür… Sizin için Allâh dûnunda ne bir Veliyy ve ne de bir yardımcı vardır.
لَقَدْ تَابَ اللَّهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ فِي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ ۚ إِنَّهُ بِهِمْ رَءُوفٌ رَحِيمٌ
117-) Lekad tabAllâhu alenNebiyyi vel Mühaciriyne vel Ensarilleziynettebeûhu fiy saatil usreti min ba`di ma kâde yeziyğu kulubü feriykın minhüm sümme tabe aleyhim* inneHU Bihim Raûfun Rahıym;
117-) Andolsun ki Allâh, fazlını nasip etti… Hz. Rasûllullâh`a da, o güçlük saatinde O`na tâbi olan muhacirler ile ensara da; içlerinden bir bölümünün kalpleri neredeyse kaymak üzere iken tövbeye (yanlışlarından dönmeye) muvaffak kıldı. Sonra onların tövbelerini kabul etti… O, onlarda Raûf`tur, Rahıym`dir.
وَعَلَى الثَّلَاثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُوا حَتَّىٰ إِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ أَنْفُسُهُمْ وَظَنُّوا أَنْ لَا مَلْجَأَ مِنَ اللَّهِ إِلَّا إِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوا ۚ إِنَّ اللَّهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
118-) Ve ales selasetilleziyne hullifu* hatta izâ dakat aleyhimül` Ardu Bi ma rahubet ve dakat aleyhim enfüsühüm ve zannu en lâ melcee minAllâhi illâ ileyh* sümme tabe aleyhim li yetubu* innAllâhe HUvetTevvabur Rahıym;
118-) Geride bırakılan o üç kişinin de (tövbesini kabul etti)… Genişliğine rağmen arz onlara dar gelmiş, nefsleri kendilerine dar gelmiş ve (nihayet) Allâh`tan sığınılacak yerin, gene ancak O olduğunu düşünmüşlerdi… Sonra, dönmeleri için (Allâh) onların tövbesini kabul etti… Muhakkak ki Allâh, “HÛ” Tevvab`dır, Rahıym`dir.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ
119-) Ya eyyühelleziyne amenüttekullahe ve kûnu me`as sadikıyn;
119-) Ey iman edenler! Allâh`tan (yaptıklarınızın sonuçlarını kesinlikle yaşatacağı için) korunun ve sadıklarla (Hakk`ı tasdik edenlerle) beraber olun!
مَا كَانَ لِأَهْلِ الْمَدِينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ الْأَعْرَابِ أَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ وَلَا يَرْغَبُوا بِأَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِهِ ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ لَا يُصِيبُهُمْ ظَمَأٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَا يَطَئُونَ مَوْطِئًا يَغِيظُ الْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَيْلًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمْ بِهِ عَمَلٌ صَالِحٌ ۚ إِنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ
120-) Ma kâne li ehlil Mediyneti ve men havlehüm minel a`rabi en yetehallefu an Rasûlillâhi ve lâ yerğabu Bi enfüsihim an nefsih* zâlike Bi ennehüm lâ yusıybuhüm zameün ve lâ nesabün ve lâ mahmesatün fiy sebiylillâhi ve lâ yetaune mevtıen yağıyzul küffare ve lâ yenalune min adüvvin neylen illâ kütibe lehüm Bihi amelün salih* innAllâhe lâ yudıy`u ecrel muhsiniyn;120-) Gerek Medine halkına gerekse çevresindeki Bedevîlere, Allâh Rasûlü`nden geri kalmaları ve kendi nefslerini O`nun nefsine tercih etmeleri yakışmaz! Onların Allâh yolunda susuzluğa, yorgunluğa, açlığa maruz kalmaları, hakikat bilgisini inkâr edenleri öfkelendirecek yerlere yerleşmeleri, düşmana karşı bir zafer kazanmaları; kendilerine imanın gereği fiiller olarak yazılmıştır! Muhakkak ki Allâh muhsinleri mükâfatsız bırakmaz.
وَلَا يُنْفِقُونَ نَفَقَةً صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً وَلَا يَقْطَعُونَ وَادِيًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ اللَّهُ أَحْسَنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
121-) Ve lâ yünfikune nefekaten sağıyreten ve lâ kebiyreten ve lâ yaktaune vadiyen illâ kütibe lehüm li yecziyehümullâhu ahsene ma kânu ya`melun;
121-) Ne zaman küçük veya büyük bir bağış infak etseler, yeryüzünde yolculuk yapsalar; bu onlara kesinlikle yazılmış olduğu içindir… Bu, Allâh`ın kendilerini, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlandırması içindir!
وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَافَّةً ۚ فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدِّينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُوا إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ
122-) Ve ma kânel mu`minune li yenfiru kâffeten, felevla nefera min külli firkatin minhüm taifetün li yetefakkahu fiyd diyni ve li yünziru kavmehüm izâ race`û ileyhim leallehüm yahzerun;
122-) İman edenlerin hepsinin birden sefere çıkmaları yerinde olmaz! Onlardan her bir topluluktan bir grubun, arkalarında kalması; Din`i iyice anlamaya çalışması gerekir. Onlar seferden geri döndüklerinde, belki sakınırlar diye, kavimlerini uyarmaları için!

1 Comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir