16. CÜZ 1. HİZİP


18-) KEHF SÛRESİ الكهف    Aynı anda dinleyip takip edebilirsinizTIKLA
سْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ BismillahirRahmânirRahiym
فَانْطَلَقَا حَتَّىٰ إِذَا لَقِيَا غُلَامًا فَقَتَلَهُ قَالَ أَقَتَلْتَ نَفْسًا زَكِيَّةً بِغَيْرِ نَفْسٍ لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا نُكْرًا
74-) Fentalekâ* hatta izâ lekıya ğulamen fe katelehu, kale ekatelte nefsen zekiyyeten Bi ğayri nefs* le kad ci`te şey`en nükra;
74-) Yollarına devam ettiler… Nihayet küçük yaşta bir erkek çocuğa rastgeldiler; (Hızır) onu öldürdü! (Musa) dedi: “Kısas gerekçesi olmaksızın suçsuz birini öldürdün? Gerçekten çok çirkin – yanlış bir şey yaptın!”
۞قَالَ أَلَمْ أَقُلْ لَكَ إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا
75-) Kale elem ekul leke inneke len testetıy`a meıye sabrâ;
75-) (Hızır) dedi: “Ben sana, benimle beraberliğe katlanamazsın demedim mi?”
قَالَ إِنْ سَأَلْتُكَ عَنْ شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْنِي ۖ قَدْ بَلَغْتَ مِنْ لَدُنِّي عُذْرًا
76-) Kale in seeltüke an şey`in ba`deha fela tusahıbniy* kad belağte min ledünniy `uzra;
76-) (Musa) dedi: “Eğer bundan sonra sana (herhangi) şeyden sorarsam artık bana arkadaşlık etme! Bu sana son özrüm olsun!”

فَانْطَلَقَا حَتَّىٰ إِذَا أَتَيَا أَهْلَ قَرْيَةٍ اسْتَطْعَمَا أَهْلَهَا فَأَبَوْا أَنْ يُضَيِّفُوهُمَا فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا يُرِيدُ أَنْ يَنْقَضَّ فَأَقَامَهُ ۖ قَالَ لَوْ شِئْتَ لَاتَّخَذْتَ عَلَيْهِ أَجْرًا
77-) Fentalekâ* hatta izâ eteya ehle karyetinistat`ama ehleha feebev en yudayyifuhüma feveceda fiyha cidaren yüriydü en yenkadda feekameh* kale lev şi`te lettehazte aleyhi ecra;
77-) Bunun üzerine yine bir süre gittiler… Nihayet ahalisinden yiyecek istedikleri, bir kasaba halkına vardılar… Ama onlar bu ikiliyi ağırlamaktan kaçındılar… Bu arada, (Musa ve Hızır) orada yıkılmak üzere bir duvar gördüler. (Hızır) tuttu o duvarı tamir etti. (Musa) dedi: “Eğer isteseydin bu işe karşılık bir ücret alırdın.”
قَالَ هَٰذَا فِرَاقُ بَيْنِي وَبَيْنِكَ ۚ سَأُنَبِّئُكَ بِتَأْوِيلِ مَا لَمْ تَسْتَطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا
78-) Kale hazâ firaku beyniy ve beynik* seünebbiüke Bi te`viyli ma lem testetı` aleyhi sabrâ;
78-) (Hızır) dedi: “İşte bu (üçüncü itirazınla) beraberliğimiz sona ermiştir! Sana, katlanamadığın o şeylerin TEVİLİNİ (içyüzünü) haber vereceğim.”
أَمَّا السَّفِينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاكِينَ يَعْمَلُونَ فِي الْبَحْرِ فَأَرَدْتُ أَنْ أَعِيبَهَا وَكَانَ وَرَاءَهُمْ مَلِكٌ يَأْخُذُ كُلَّ سَفِينَةٍ غَصْبًا
79-) Emmes sefiynetü fe kânet li mesakiyne ya`melune fiyl bahri feeredtü en e`ıybeha ve kâne veraehüm melikün ye`huzü külle sefiynetin ğasba;
79-) “O tekneden başlayalım: O tekne, denizde çalışan yoksullarındı. Ben onu kusurlu yapmayı diledim… (Çünkü) onların karşılaşacağı, her tekneye el koyan bir Melik var idi” (yaralı tekneyi almayacağı için tekneyi kurtardım, onlara iyilik olsun diye).

وَأَمَّا الْغُلَامُ فَكَانَ أَبَوَاهُ مُؤْمِنَيْنِ فَخَشِينَا أَنْ يُرْهِقَهُمَا طُغْيَانًا وَكُفْرًا
80-) Ve emmel ğulamü fekâne ebevahu mu`mineyni fehaşiyna en yurhikahüma tuğyanen ve küfra;
80-) “O küçük erkek çocuğa gelince: Onun ana-babası iki iman eden idi… (Büyüyünce, bürüneceği kişilikle çocuğun) onları taşkınlık ve küfre düşürmesinden ürktük!”

فَأَرَدْنَا أَنْ يُبْدِلَهُمَا رَبُّهُمَا خَيْرًا مِنْهُ زَكَاةً وَأَقْرَبَ رُحْمًا
81-) Feeredna en yübdilehüma Rabbuhüma hayren minhu zekâten ve akrebe ruhma;
81-) “Böylece istedik ki, Rableri onlara, o çocuktan daha hayırlı, temiz; rahmetine daha yakınını açığa çıkarsın.”
وَأَمَّا الْجِدَارُ فَكَانَ لِغُلَامَيْنِ يَتِيمَيْنِ فِي الْمَدِينَةِ وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ لَهُمَا وَكَانَ أَبُوهُمَا صَالِحًا فَأَرَادَ رَبُّكَ أَنْ يَبْلُغَا أَشُدَّهُمَا وَيَسْتَخْرِجَا كَنْزَهُمَا رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ ۚ وَمَا فَعَلْتُهُ عَنْ أَمْرِي ۚ ذَٰلِكَ تَأْوِيلُ مَا لَمْ تَسْطِعْ عَلَيْهِ صَبْرًا
82-) Ve emmel cidaru fekâne li ğulameyni yetiymeyni fiyl mediyneti ve kâne tahtehu kenzün lehüma ve kâne ebuhüma saliha* feerade Rabbüke en yeblüğa eşüddehüma ve yestahrica kenzehüma* rahmeten min Rabbik* ve ma fealtühu an emriy* zâlike te`vilü ma lem testı` aleyhi sabrâ;
82-) “Duvara gelince: O, şehirde iki yetim oğlanın idi… Onun altında, onlara (iki yetim çocuğa) ait bir hazine var idi… Ve babaları da sâlih idi… Bundan dolayı Rabbin diledi ki, o iki çocuk buluğ çağına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar… Ben bu işleri kendi hükmümle yapmadım! İşte senin sabretmeye katlanamadığının tevili (içyüzü) budur.”
وَيَسْأَلُونَكَ عَنْ ذِي الْقَرْنَيْنِ ۖ قُلْ سَأَتْلُو عَلَيْكُمْ مِنْهُ ذِكْرًا
83-) Ve yes`eluneke an Ziyl karneyn* kul seetlu aleyküm minhu zikra;
83-) Sana Zül-Karneyn`den soruyorlar… De ki: “Ondan size bir zikir (hatırlatma) okuyacağım.”
إِنَّا مَكَّنَّا لَهُ فِي الْأَرْضِ وَآتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَبًا
84-) İnna mekkenna lehu fiyl Ardı ve ateynahu min külli şey`in sebeba;
84-) Onu arzda yerleştirdik ve Ona her yolu (dilediğine ulaşmasını) kolaylaştırdık.
فَأَتْبَعَ سَبَبًا
85-) Feetbe`a sebeba;
85-) O da bir yolu kullandı.
حَتَّىٰ إِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَغْرُبُ فِي عَيْنٍ حَمِئَةٍ وَوَجَدَ عِنْدَهَا قَوْمًا ۗ قُلْنَا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِمَّا أَنْ تُعَذِّبَ وَإِمَّا أَنْ تَتَّخِذَ فِيهِمْ حُسْنًا
86-) Hatta izâ beleğa mağribeşŞemsi vecedeha tağrubu fiy `aynin hamietin ve vecede `ındeha kavma* kulna ya Zelkarneyni imma en tu`azzibe ve imma en tettehıze fiyhim hüsna;
86-) Tâ Güneş`in battığı yere ulaştığında, onu koyu bir karanlık suda batarken buldu… (Bir de) o bölgede bir toplum buldu! Dedik: “Ey Zül-Karneyn! İster (onlara) azap edersin; ister haklarında bir güzellik oluşturursun.”
قَالَ أَمَّا مَنْ ظَلَمَ فَسَوْفَ نُعَذِّبُهُ ثُمَّ يُرَدُّ إِلَىٰ رَبِّهِ فَيُعَذِّبُهُ عَذَابًا نُكْرًا
87-) Kale emma men zaleme fesevfe nu`azzibuhu sümme yüreddü ila Rabbihi feyu`azzibuhu azâben nükra;
87-) (Zül-Karneyn) dedi ki: “Zulmedene azap edeceğiz… Sonra Rabbine döndürülecek; böylece (Rabbi) ona tarifi mümkün olmayan bir azap yaşatacak.”
وَأَمَّا مَنْ آمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُ جَزَاءً الْحُسْنَىٰ ۖ وَسَنَقُولُ لَهُ مِنْ أَمْرِنَا يُسْرًا
88-) Ve emma men amene ve amile salihan felehu cezaenilHüsna* ve senekulu lehu min emrina yüsra;
88-) Fakat kim (hakikate) iman eder ve imanının gereğini uygularsa; karşılığı onun için en güzelidir… Ona kolaylaştırma yolundaki hükmümüzü uygularız.
ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا
89-) Sümme etbe`a sebeba;
89-) Sonra (Zül-Karneyn diğer) bir yolu kullandı.
حَتَّىٰ إِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلَىٰ قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْرًا
90-) Hatta izâ beleğa matliaş Şemsi vecedeha tatlu`u alâ kavmin lem nec`al lehüm min duniha sitra;
90-) Tâ Güneş`in başlangıcının olduğu yere geldi (kuzeyde Güneş`in batmadan en alt noktadan tekrar yükseldiği bölge). Onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için ona (Güneş`e) karşı bir örtü oluşturmamıştık (Güneş hiç kaybolmuyordu).
كَذَٰلِكَ وَقَدْ أَحَطْنَا بِمَا لَدَيْهِ خُبْرًا
91-) Kezâlik* ve kad ehatna Bima ledeyhi hubra;
91-) İşte böyle… Biz Onu, ondaki ile ihâta etmiştik.
ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا
92-) Sümme etbe`a sebeba;
92-) Sonra (Zül-Karneyn) bir yolu daha kullandı.

حَتَّىٰ إِذَا بَلَغَ بَيْنَ السَّدَّيْنِ وَجَدَ مِنْ دُونِهِمَا قَوْمًا لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ قَوْلًا
93-) Hatta izâ belağa beynes seddeyni vecede min dunihima kavmen lâ yekâdune yefkahune kavla;
93-) Nihayet iki sed (set, dağ) arasına ulaştı… Orada neredeyse -hiçbir- uyarıyı değerlendirmeyecek hâlde bir kavim buldu.
قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ إِنَّ يَأْجُوجَ وَمَأْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلَىٰ أَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا
94-) Kalu ya Zelkarneyni inne ye`cuce ve me`cuce müfsidune fiyl Ardı fehel nec`alü leke harcen alâ en tec`ale beynena ve beynehüm sedda;
94-) Dediler: “Ey Zül-Karneyn! Şüphesiz ki yecüc ve mecüc Arz`da bozgunculuk yapmaktadırlar! Bizimle onlar arasına bir set oluşturman için, sana bir ücret ödeyelim mi?”
قَالَ مَا مَكَّنِّي فِيهِ رَبِّي خَيْرٌ فَأَعِينُونِي بِقُوَّةٍ أَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًا
95-) Kale ma mekkenniy fiyhi Rabbiy hayrun fe e`ıynuniy Bi kuvvetin ec`al beyneküm ve beynehüm radma;
95-) (Zül-Karneyn) dedi ki: “Rabbimin bende açığa çıkardıkları daha hayırlıdır… Gücünüzle bana yardım edin de, sizinle onlar arasına büyük bir set oluşturayım.”
آتُونِي زُبَرَ الْحَدِيدِ ۖ حَتَّىٰ إِذَا سَاوَىٰ بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُوا ۖ حَتَّىٰ إِذَا جَعَلَهُ نَارًا قَالَ آتُونِي أُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًا
96-) Atuniy züberel hadiyd* hatta izâ sava beynes sadefeyni kalenfühu* hatta izâ ce`alehu naren kale atuniy üfriğ aleyhi kıtra;
96-) Bana demir kütleleri getirin… Nihayet iki taraf arasını eşitleyince: “Nefhedin = körükleyin” dedi… Tâ ki onu (demiri) kor hâline getirince, “Getirin bana, üzerine eritilmiş bakır dökeyim” dedi.
فَمَا اسْطَاعُوا أَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا
97-) Femesta`û en yazharuhu ve mesteta`û lehu nakba;
97-) Artık onu, ne aşmaya muktedir olabildiler ve ne de delebildiler!

قَالَ هَٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبِّي ۖ فَإِذَا جَاءَ وَعْدُ رَبِّي جَعَلَهُ دَكَّاءَ ۖ وَكَانَ وَعْدُ رَبِّي حَقًّا
98-) Kale hazâ rahmetün min Rabbiy* feizâ cae va`dü Rabbiy ce`alehu dekkâ`* ve kâne va`dü Rabbiy hakkâ;
98-) (Zül-Karneyn) dedi: “Bu Rabbimden bir rahmettir… Dolayısıyla Rabbimin vaadi gelince, onu yerle bir eder… Rabbimin vaadi Hak`tır.”

۞وَتَرَكْنَا بَعْضَهُمْ يَوْمَئِذٍ يَمُوجُ فِي بَعْضٍ ۖ وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَجَمَعْنَاهُمْ جَمْعًا
99-) Ve terekna ba`dahüm yevmeizin yemucü fiy ba`din ve nüfiha fiysSuri fecema`nahüm cem`a;
99-) O gün onları serbest bırakırız, dalgalar hâlinde (iki tür) birbirlerine girerler! Sur`a da üflenmiştir; artık hepsini cem etmişizdir.
وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ لِلْكَافِرِينَ عَرْضًا
100-) Ve aradnâ cehenneme yevmeizin lil kafiriyne `arda;
100-) Hakikat bilgisini inkâr edenlerin gözlerinin önüne o süreçte Cehennemi, öyle apaçık sermişizdir ki!

الَّذِينَ كَانَتْ أَعْيُنُهُمْ فِي غِطَاءٍ عَنْ ذِكْرِي وَكَانُوا لَا يَسْتَطِيعُونَ سَمْعًا
101-) Elleziyne kânet a`yünühüm fiy ğıtain an zikriy ve kânu lâ yestetıy`une sem`a;
101-) Onların, Benim zikrim (hatırlanmam) konusunda, basiretleri perdeliydi! Dinleyip algılamaya da kapasiteleri yetmiyordu!
أَفَحَسِبَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنْ يَتَّخِذُوا عِبَادِي مِنْ دُونِي أَوْلِيَاءَ ۚ إِنَّا أَعْتَدْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ نُزُلًا
102-) Efe hasibelleziyne keferu en yettehızû ıbadiy min dunlY evliyâ`* inna a`tedna cehenneme lilkafiriyne nüzüla;
102-) Hakikat bilgisini inkâr edenler, Beni bırakıp (hakikatlerindeki El VELIYY isminin özelliğini inkâr edip) kullarımı (dışarıdan) veli edineceklerini mi sandılar! Biz cehennemi, hakikat bilgisini inkâr edenlerin yaşam ortamı yaptık!
قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالًا
103-) Kul hel nünebbiuküm Bil ahseriyne a`mala;
103-) De ki: “Yaptıkları yüzünden en büyük hüsrana uğrayacakları, haber vereyim mi?”
الَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا
104-) Elleziyne dalle sa`yühüm fiyl hayatid dünya ve hüm yahsebune ennehüm yuhsinune sun`a;
104-) Onlar ki, dünya hayatında tüm çalışmaları boşa giden kimselerdir… Oysa onlar güzel işler yaptıklarını sanıyorlardı!

أُولَٰئِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَائِهِ فَحَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فَلَا نُقِيمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَزْنًا
105-) Ülaikelleziyne keferu Bi âyâti Rabbihim ve LıkaiHI fehabitat a`malühüm fela nukıymu lehüm yevmel kıyameti vezna;
105-) İşte onlar, Rablerinin kendilerindeki işaretlerini (Esmâ`sını) ve O`na LİKÂ`yı (varlıklarında Esmâ şuurunun açığa çıkacağını yaşamayı) inkâr edenlerdir ki, bu nedenle de yaptıkları boşa giden kimselerdir! Artık onlar için kıyamet sürecinde hiçbir ölçü ikame etmeyiz (yaptıklarına değer vermeyiz).
ذَٰلِكَ جَزَاؤُهُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا وَاتَّخَذُوا آيَاتِي وَرُسُلِي هُزُوًا
106-) Zâlike cezauhüm cehennemü Bima keferu vettehazû âyâtiy ve Rusuliy hüzüva;
106-) İşte Hakikat bilgisini inkâr edenlerin yaşayacakları cehennem; işaretlerimi ve Rasûllerimi alaya almalarının sonucudur!
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَانَتْ لَهُمْ جَنَّاتُ الْفِرْدَوْسِ نُزُلًا
107-) İnnelleziyne amenû ve amilus salihati kânet lehüm cennatül firdevsi nüzüla;
107-) Muhakkak ki (hakikate) iman edip bunun gereklerini uygulayanlara gelince; onların konak yerleri Firdevs Cennetleridir.
خَالِدِينَ فِيهَا لَا يَبْغُونَ عَنْهَا حِوَلًا
108-) Halidiyne fiyha lâ yebğune `anha hıvela;
108-) Sonsuza dek oradadırlar… Oradan hiç çıkmak istemezler de.
قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا
109-) Kul lev kânel bahru midâden likelimati Rabbiy lenefidel bahru kable en tenfede kelimatu Rabbiy velev ci`na Bi mislihi mededa;
109-) De ki: “Eğer Rabbimin kelimeleri (açığa çıkardığı mânâlar) için deniz mürekkep olsa, Rabbimin kelimeleri tükenmeden önce elbette deniz tükenirdi! Velev ki onun (o denizin) bir o kadarını daha getirsek!”
قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَىٰ إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ ۖ فَمَنْ كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا
110-) Kul innema ene beşerun mislüküm yuha ileyye ennema ilâhuküm ilâhun vahıd * femen kâne yercu Lıkae Rabbihi felya`mel amelen salihan ve lâ yüşrik Bi `ıbadeti Rabbihi ehadâ;
110-) (Rasûlüm) de ki: “Ben, benzeriniz olan, bir beşerim (dolayısıyla siz de benim gibisiniz); sadece (sizden ayrıcalıklı olarak) Ulûhiyetin TEK`liği şuuruma vahyolunuyor! O hâlde kim Rabbine likâyı (Esmâ hakikati gereğini yaşamayı) umuyorsa, imanının gereğini yaşasın ve Rabbinin kulluğunda (devam edip) O`na ortak koşmasın!
19- MERYEM SÛRESİ مريم الكهف Aynı anda dinleyip takip edebilirsinizTIKLA
سْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
BismillahirRahmânirRahiym
كهيعص
1-) Kâââf, Hâ, Yâ, Ayyynnn, Saaad;
1-) Kâf, Ha, Ya, Ayn, Sad.
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا
2-) Zikru rahmeti Rabbike abdeHU Zekeriyya;
2-) Rabbinin, kulu Zekeriyya`ya rahmetini hatırla (zikret).
إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا
3-) İz nada Rabbehu nidaen hafiyya;3-) Hani O, Rabbine derûnundan yönelmişti.
قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُنْ بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا
4-) Kale Rabbi inniy vehenel azmü minniy veştealerre`sü şeyben ve lem ekün Bi duaike Rabbi şakıyya;
4-) “Rabbim… Gerçek ki, kemiklerim gevşedi, saçlarım ağarıp bembeyaz oldu! Rabbim, sana dua edip de hiç hüsrana uğramadım… “
وَإِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَائِي وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا فَهَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا
5-) Ve inniy hıftül mevaliye min veraiy ve kânetimraetiy `akıren feheb liy min ledünKE Veliyya;
5-) “Muhakkak ki ben, arkamda kalacakların neler yapacağından korkarım. Karım ise zaten kısır! O hâlde ledünnünden bana bir veli hibe et.”
يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنْ آلِ يَعْقُوبَ ۖ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا
6-) Yerisüniy ve yerisü min ali Ya`kub* vec`alhü Rabbi radıyya;
6-) “Ki bana da vâris olsun, Âl-i Yakup`a da vâris olsun… Rabbim onu rızanla yaşattıklarından eyle.”
يَا زَكَرِيَّا إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ اسْمُهُ يَحْيَىٰ لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِيًّا
7-) Ya Zekeriyya inna nübeşşiruke Bi ğulaminismuhu Yahyâ lem nec`al lehu min kablü semiyya;
7-) “Ey Zekeriya… Seni, kendisinin ismi Yahya olan bir erkek çocukla müjdeliyoruz… Daha önce Ona bir adaş da yapmadık (hiç kimseyi Yahya ismi ile isimlendirmedik).”
قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا
8- ) Kale rabbi enna yekûnü liy ğulamun ve kânetimraetiy `akıren ve kad belağtü minel kiberi ıtiyya;
8- ) (Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim, karım kısır ve ben de ihtiyarlıkta sınıra ulaşmış olduğum hâlde, benim nasıl bir oğlum olur?”

قَالَ كَذَٰلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْئًا
9-) Kale kezâlik* kale Rabbüke huve aleyYE heyyinün ve kad halaktüke min kablü ve lem tekü şey`a;
9-) “Orası öyledir” dedi (Rabbi)… (Ancak) Rabbin dedi ki: “O bana kolaydır… Sen (anılır herhangi) bir şey değilken, daha önce seni halketmiştim.”

قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لِي آيَةً ۚ قَالَ آيَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلَاثَ لَيَالٍ سَوِيًّا
10-) Kale Rabbic`al liy ayeten, kale ayetüke ella tükellimen Nase selâse leyalin seviyya;
10-) (Zekeriyya) dedi ki: “Rabbim! Bana bir alâmet ver… ” Dedi ki: “Senin işaretin, sorunun olmadığı hâlde, insanlarla üç gece süresince konuşmamandır.”
فَخَرَجَ عَلَىٰ قَوْمِهِ مِنَ الْمِحْرَابِ فَأَوْحَىٰ إِلَيْهِمْ أَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا
11-) Feharece alâ kavmihi minel mihrabi feevha ileyhim en sebbihu bükreten ve aşiyya;
11-) (Zekeriyya) mabetten halkının yanına çıktı ve onlara: “Sabah – akşam tespih edin” diye işaret etti.
يَا يَحْيَىٰ خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ ۖ وَآتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّا
12-) Ya Yahyâ huzil Kitabe Bi kuvvetin, ve ateynahul hükme sabiyya;
12-) “Ey Yahya! Hakikat Bilgisine sımsıkı sarıl!” (Yahya`ya) olayların oluş nedenlerini, sistemi OKUma özelliğini verdiğimizde, daha çocuktu!
وَحَنَانًا مِنْ لَدُنَّا وَزَكَاةً ۖ وَكَانَ تَقِيًّا
13-) Ve hanânen min ledünNA ve zekâten, ve kâne tekıyya;
13-) Ve ledünnümüzden bir ruhani hayat ve bir sâfiye (zekât) verdik… Korunma konusunda çok hassastı!

وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّارًا عَصِيًّا
14-) Ve berran Bi valideyhi ve lem yekün cebbaren asıyya;
14-) Ana-babasına iyi davranırdı, zorba ve âsi değildi.
وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا
15-) Ve Selâmun aleyhi yevme vulide ve yevme yemutu ve yevme yüb`asü hayyâ;
15-) Dünyaya geldiği, ölümü tattığı ve ölümsüz olarak bâ`s olduğunda, Selâm üzerindeydi. (Bâ`sın vefatın hemen sonrasında olduğuna işaret).
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَ إِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا
16-) Vezkür fiyl Kitâbi Meryem* izintebezet min ehliha mekanen şarkıyya;
16-) Gelen bilgiler içinde Meryem`i de hatırlat (zikret)… Hani o ailesinden (uzakta, mabedin) doğu tarafında bir yere çekilmişti.

فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَا إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا
17-) Fettehazet min dunihim hıcaben fe erselna ileyha ruhanâ fetemessele leha beşeran seviyya;
17-) Onlardan kendini tecrid etti… Ona ruhumuzu (ilmi suret – dalga – data yapı) irsâl ettik de, Ona tam bir beşer olarak göründü.

قَالَتْ إِنِّي أَعُوذُ بِالرَّحْمَٰنِ مِنْكَ إِنْ كُنْتَ تَقِيًّا
18-) Kalet inniy euzü Bir Rahmâni minke in künte tekıyya;
18-) (Meryem) dedi ki: “Rahmânıma sığınırım senden; eğer çok korunansan (bana yaklaşma)!”

قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا
19-) Kale innema ene Rasûlü Rabbiki, li ehebe leki ğulamen zekiyya;
19-) (Ruh) dedi ki: “Ben Rabbinin Rasûlüyüm! Sana sâfiye bir oğul hibe etmek için açığa çıktım.”

قَالَتْ أَنَّىٰ يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا
20-) Kalet enna yekûnü liy ğulamün ve lem yemsesniy beşerun ve lem ekü bağıyya;
20-) (Meryem) dedi ki: “Bana bir beşer dokunmadığı ve ben de iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl bir oğlum olur?”
قَالَ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ ۖ وَلِنَجْعَلَهُ آيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّا ۚ وَكَانَ أَمْرًا مَقْضِيًّا
21-) Kale kezâlik* kale Rabbüki huve aleyye heyyin* ve linec`alehu ayeten linNasi ve rahmeten minna* ve kâne emren makdıyya;
21-) “Orası öyle! (Ancak) Rabbin dedi ki: “O, bana kolaydır! Onu insanlar için bir mucize ve bizden bir rahmet olarak açığa çıkaracağız. Bu hükmedilmiş (olup bitmiş) bir iştir!”
۞فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِهِ مَكَانًا قَصِيًّا
22-) Fehamelethü fentebezet Bihi mekanen kasıyya;
22-) (Meryem) Ona (İsa`ya) hamile kaldı. Onunla uzak bir bölgeye çekildi.

فَأَجَاءَهَا الْمَخَاضُ إِلَىٰ جِذْعِ النَّخْلَةِ قَالَتْ يَا لَيْتَنِي مِتُّ قَبْلَ هَٰذَا وَكُنْتُ نَسْيًا مَنْسِيًّا
23-) Feecaehel mehadu ila ciz`ın nahleti, kalet ya leyteniy mittü kable hazâ ve küntü nesyen mensiyya;
23-) Doğum sancısı ile bir hurma dalına yapışırken; “Keşke bundan önce ölseydim ve büsbütün unutulup gitseydim” dedi.
فَنَادَاهَا مِنْ تَحْتِهَا أَلَّا تَحْزَنِي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا
24-) Fenadaha min tahtiha ella tahzeniy kad ce`ale Rabbüki tahteki seriyya;
24-) Onun altından bir ses: “Mahzun olma, Rabbin senin alt tarafında bir dere oluşturdu” diye nida etti.
وَهُزِّي إِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّا
25-) Ve hüzziy ileyki Bi ciz`ın nahleti tüsakıt aleyki rutaben ceniyya;
25-) “O hurma ağacının dalını kendine doğru salla, üzerine olgun, taze hurma düşecektir.”
فَكُلِي وَاشْرَبِي وَقَرِّي عَيْنًا ۖ فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ أَحَدًا فَقُولِي إِنِّي نَذَرْتُ لِلرَّحْمَٰنِ صَوْمًا فَلَنْ أُكَلِّمَ الْيَوْمَ إِنْسِيًّا
26-) Feküliy veşrabiy ve karriy `ayna* feimma tereyinne minel beşeri ehaden fekuliy inniy nezertü lirRahmâni savmen felen ükellimel yevme insiyya;
26-) “Artık ye, iç, gözün aydın olsun! Eğer beşerden birini görürsen; `Ben Rahmân için bir oruç adadım; artık bugün kimseyle konuşmayacağım` de!”

فَأَتَتْ بِهِ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُ ۖ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْئًا فَرِيًّا
27-) Feetet Bihi kavmeha tahmilüh* kalu ya Meryemü lekad ci`ti şey`en feriyya;
27-) (Meryem) çocuğu kucağında, ailesinin yanına döndü… Dediler ki: “Ey Meryem! Andolsun sen korkunç bir iş yapmışsın!
يَا أُخْتَ هَارُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ امْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا
28-) Ya uhte Harune ma kâne ebukimrae sev`in ve ma kânet ümmüki beğıyya;
28-) “Ey Harun`un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kişi değildi… Senin anan da iffetsiz bir kadın değildi.”

فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ ۖ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا
29-) Feeşaret ileyh* kalu keyfe nükellimü men kâne fiyl mehdi sabiyya;
29-) Meryem oruçlu olduğundan konuşmayıp, çocuğu işaret etti (ona sorun gibisinden)… “Kundaktaki bebekle ne konuşabiliriz ki!” dediler.
قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا
30-) Kale inniy Abdullah* ataniyel Kitabe ve ce`aleniy Nebiya;
30-) (Bebek İsa) konuştu: “Kesinlikle Ben Allâh kuluyum; bana Bilgi (Kitap) verdi ve beni Nebi olarak meydana getirdi.”
وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنْتُ وَأَوْصَانِي بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ مَا دُمْتُ حَيًّا
31-) Ve ce`aleniy mübareken eyne ma küntü, ve evsaniy Bis Salâti vez Zekâti ma dümtü hayyâ;
31-) “Nerede olursam olayım beni bereketli kıldı… Salâtı (sürekli Rabbime yönelik yaşamayı) ve sâfiyeyi hükmetti, Hayy olduğum sürece!”